O, aşkı en güzel cümlelerle bilmeden anlatıyordu.
Ama hiç âşık olmamıştı.
O ise kalbinin ilk kez bu kadar hızlı attığını hissediyordu.
Ve bunun adını koymaya cesareti yoktu.
22 yaşında idealist bi...
... Fatih Hoca'dan... Hiç ummadığınız anda hayatınıza giren insan kim olursa olsun belli bir anı paylaştıkça ister istemez sizin için önemli hale gelir. Ya o insana kanınız çok kaynamıştır ya da o insan sizin bir şeyleri öğrenmeniz için ders niteliğindedir. Tam olarak Miray'ın hangi kısma girdiğini anlamış olmasam da bunun üzerine çok fazla düşünmeyi istemiyordum. Ne de olsa öğrencimdi. Her öğrencim gibi ona da sevgi besleyebilirdim. Yaptığımız yaş muhabbeti tuhafıma gitse de cidden çok yaş farkının olmaması dikkatimi çekmişti. Yine de çok yakın davranıyor olmam biraz bana garip geliyordu. Miray dışında hiç kimseye bu şekilde davranmamıştım.
Düşüncelerimin zihnimi meşgul etmesini artık istemiyordum. Açık olan fakat izlemediğim televizyonu kapattım. Uyuyan Baran'ı kısa bir dürtüp uyandırdım. Elini yüzünü yıkadıktan sonra beraber yemekhane için kulübeden çıkmıştık. Yemekhaneye geldiğimizde yemeklerimizi alıp diğer öğretmenlerin yanına geçtik.
Süleyman hoca
" Hocalarım biz diyoruz ki öğrencilere yarın bir yarışma yapalım hem eğlensinler hem de vakit geçsin"
Baran
" Tamam nasıl bir yarışma? "
Süleyman Hoca
" Onu yarın konuşuruz hocam, ben odama geçiyorum size de iyi akşamlar "
Yemekler yendikten sonra baran ile beraber bahçede oturmayı tercih etmiştik. Biraz hava almak istemiştik. Esra hoca yanımıza gelmişti. İkimizde başımızla selam vermiştik.
Esra Hoca
" Fatih hocam hiç konuşamadık, bir hafta oldu geldiğiniz valla yüzünüzü gören cennetlik. "
Baran başını öne eğmiş kıs kıs gülmeye başlamıştı. Dirseğimle koluna hızlı bir şekilde vurmuştum. Esra'ya döndüm.
" Ben geldim sonra kamp oldu. Yani doğal bir şey esra hocam, hem ders dışı konuşmasak iyi olur. "
Baran
" Öyle deme ya ayıp, esra Hoca muhabbet etmek istiyor. "
Ölümcül bakışımı ona attığımda izin isteyerek kulübeye kaçmıştı. Yine baş başa kalmıştık.
Esra
" Anladım, dikkat ederim iyi akşamlar"
Başımı sallamakla yetinmiştim. Fakat baya bozulmuştu. Yanımdan sonunda gitmişti. Sonunda yalnız kalmıştım. Etrafa göz gezdirirken Barış ve Mert'in koşarak yanıma geldiğini görmüştüm. Yüzlerinde endişe kol geziyordu. Yanıma geldiklerinde bir kaç dakika nefes aldıktan sonra barış devreye girmişti.
"Hocam miray!, miray ormana gitti hocam"
Oturduğum yerden hızlı bir şekilde kalkmıştım. Yüreğim ağzımda atmaya başlamıştı.
" Ne demek ormana gitti. Niye gitsin, ayrıca siz ne yapıyordunuz? '
Mert
" Hocam aylinle konuşuyordu. Bizde uzakta izliyorduk. Sonra aylin bir şey attı elinden ormana doğru, biz ne oluyor demeye kalmadan miray koşarak ormana daldı. Seslendik duyamadık da, hocam gece çok soğuk, tek başına dönemez, hocam ya bir şey olursa? "
Onları arkamda bırakıp koşarak Aylin'in odasına girmiştim. kendisini dışarı çağırdığımda hafif uzaklaştım. Mert ile barış da yanıma gelmişti.
" Ne söyledin kıza? "
" Hangi kıza hocam? "
" Beni sinirlendirme Aylin! "
Aylin yerinden sıçramıştı.
" Annesinin aldığı bir bilekliği aldım."
Mertle barış ayline hamle yapınca ikisini de tuttum.
" Nerede şu anda? "
" Hocam ormana attım. "
" Yalan söyleme, oraya atsaydın en fazla girişe düşerdi bulur gelirdi. Nerede o? "
Aylin elini cebine atmıştı. Cebinden mirayın bilekliğini çıkardı. Elinden hızla almıştım.
" Bu iki etti aylin, eğer ormanda arkadaşınıza bir şey olursa kamptan dönmeden okuldan atılır eve geri dönersin, dua et bir şey olmasın. şimdi odana git kimseye de bir şey söyleme eğer kampa mirayın kaybolduğu yayılırsa yine okuldan atılırsın, duydun mu? biz kriz büyümeden çözmeye çalışacağız. "
Mert
" Hocam nasıl bulacağız? "
" Ekibi topla bende hocalarınıza haber vereceğim başınıza geleceğim. Beraber arayacağız. "
Kulübeme hızlı bir şekilde girmiştim. koltukta oturan baran beni görünce dikleşmişti.
" Ben biraz sınıfımda olan bir kaç öğrencimle gezintiye çıkacağım. Merak etme olur mu? "
Baran
" Başka bir şey yok demi? Endişeli gibisin "
" Yok hayır her zamanki halim hadi görüşürüz."
Elime sırt çantamı aldım. Baran benden ilgiyi kesip tekrar yayılmıştı.Çantama fener, telefon şarj aleti, powerbank, baran görmeden bataniye koymuştum. Birkaç bir şey daha alıp kulübeden çıkmıştım. Barış herkesle kapının önünde bekliyordu.
" Herkes yürüyüşe çıkacağız diye biliyor, duyulmadan bulalım inşallah" Herkes kafasını sallamıştı. İkişerli gruplara ayrılmışlardı. Ben tek gidiyordum. Ne kadar içim rahat etmese de çabuk bulunması için bu şarttı. Kaybolmamaları için yere işaret bırakmalarını söyleyerek önden yürümeye başlamıştım. Bir yandan yürüyor bir yandan da yere koca koca bilyeler bırakıyordum.
Miray'ın adını seslenmeye başlamıştım. Bir yandan da elimdeki fenerle etrafa bakıyordum. Hava cidden aşırı soğumuştu. Bu kadar soğuması daha çok endişe ettiriyordu. En sonunda hocam diye sesime karşılık duyduğumda fenerin ışığını oraya döndürmüştüm. Miray ağacın altında oturuyordu.
Derin nefes alıp yanına çöktüm. Çantamdan pilli masa Lambası çıkartıp yaktım. Şimdi yüzünü görebiliyordum. Soğuktan üşümüş ellerini avuyordu. Gözleri ağlamaktan kırmızı olmuştu. Onu kendime çekip sarılmıştım. Minik ellerini belime dolaması saniye sürmüştü.
Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Bir yandan bulduğum için çok mutlu olmuştum. Miray ayrılıp bana bakmaya başlamıştı.
" Hocam şimdi ne yapacağız?" Çantamdan battaniyeyi çıkarıp ikimizinde üzerine örtmüştüm.
" Sizinkilere haber vereyim gelsinler dönelim."
Telefonu cebimden çıkardığımda hayal kırıklığına uğramıştım. Telefon çekmiyordu. Beklemekten başka çaremiz yoktu. Baş başa kalmıştık. Bir iki uluma sesi duyulunca miray koluma dokunmuştu. Kolumda olan ellerini tuttum. Heyecandan ölebilirdim. Bir öğrencime böyle bir duygu nedendi. Neydi bu duygu?
Miray
" Hocam ben size teşekkür ederim beni gelip bulduğunuz için"
" Bulmayıp ne yapacaktım. Sen benim öğrencimsin"
" Sürekli bastırıyorsunuz zaten, evet biliyorum öğrencinizim"
" Yok ya bakma sen bana bastırmıyorum yanlış anlama"
Miray kafasını sallamıştı. Ortama sessizlik çökmüştü. Ne konuşacaktım? Ne olacaktı. Bir an önce gelmelerini istiyordum. Yoksa kalpten gidebilirdim. Cebimden bilekliği çıkarıp Miray'a uzattığımda direk sarılmıştı. Bir yandan da teşekkür ediyordu. Ayrıldığında ağladığını görmüştüm.
Bilekliği bilekliğine takıp gözyaşlarını silmiştim. Gözlerimin içine bakmaya başlamıştı. Öyle güzel bakıyordu ki yasaktı. Öyle güzel gülüyordu ki candı. Öyle güzeldi ki herkes kıskanırdı. Kokusu öyle ferahlatıyordu ki sarılmaya doymuyordun. İşte en garibi de o bir öğrenciydi. Hemde benim öğrencim.
Bana yanlış geliyordu. Fakat tüm tabularımı yerle bir ediyordu. Onun yanında savunmasız hissediyordum. Miray kafasını ağaca yaslamıştı. Fakat içim yine el vermiyordu. Kafasını alıp göğsüme yatırmıştım. Allahım bu nasıl bir duygu? neden böyle oluyor Ya Rabbi! , kapılmak istemiyordum ama kapılıyordum.
Miray
" Hocam, bir şey soracağım ama sırf zaman geçsin diye? "
" Tamam sor"
" Sevgiliniz var mı? "
" Yok, olmadı da "
Miray şaşkın bir şekilde bana bakmaya başlamıştı.
" Yani çok iyi adamsınız nasıl olmadı ya"
Gülümsemiştim.
" Senin var mı? "
Sonuçta ilk o sormuştu değil mi? , öğrenmekte sorun yoktu.
" Benimde yok ve hiç olmadı. "
Ben neden buna mutlu olmuştum. Hadi hayırlısı, ismimizin seslenilmesiyle ayağa kalmıştık. Ekip bizi gördüğünde toplu bir sarılma yapmıştık. Hep beraber de tatil yerine giden yolda koyduğum bilyeleri takip ederek yürümeye başlamıştık. Yarım saat sonra gelmiştik. Şükür ki kimse duymadan dönebilmiştik.
Baran kafasını sallayıp yatmıştı. Telefonumun titremesi ile elime almıştım. Mesaj gelmişti. Bu saatte kim olabilirdi ki. Gönderim saatine baktığımda aslında erken gönderildiğini fakat çekmediği için yeni geldiğini anlamıştım. Mesajı açmıştım.
"Çok riskli bölgedesin, dikkatli ol hayatını mahvetmeyeyim. O kız benim onu önce ben gördüm. O kızdan uzak dur! Yoksa seni tüm okula rezil ederim. Benim olanı kimseye vermem!"