Atatürk, din işlerini dünya işlerinden ayırdı. Fakat dinin, cemiyetin en derin köklerine kadar işleyen bir gerçek olduğunu bildiğinden, Diyanet İşleri Reisliği'ni devlet kadrosunda tuttu.
yunan keşkecisi🫶🏻 patlamış mısır yanılıyormuş bak.
Sizin inkılabınız dine karşı bir hareket değildir. Ne camileri kapadınız ne Kur'an'a dokundunuz ne de din kitaplarını yasak ettiniz. Memlekette binlerce cami var. Yüz binlerce insan bu camilere gitmektedir. Her caminin müezzini var, imamı var, hatibi var. Mektep görmedikleri için çoğu cahildir. Taassupları kendi kabahatleri değildir.
"Angı, anlak, bilinç, dizge" Türkçemizin kaidelerine uyularak yapılmış kelimelerdir. Bir Türk "hatıra" yerine "angı" kelimesini kullanırsa, ona kelime uyduruyorsun, diyemeyiz. "hatıra" gibi konuşma diline yerleşen bir kelimeyi değiştirmek için böyle bir zorlamaya ne lüzum var, sen istersen yazılarında kullan, kitaba geçip geçmemesini zamana bırak, deriz.
Pakistan'da, Endonezya'da, daha birçok Müslüman yurtlarında hangi kadın insanlık haklarına kavuşmuş ise, bunu Türk inkılapçılarına ve onların başı Atatürk'e borçlu olduğunu biliyor.
İzmir'e girdiği gün, dosdoğru Kramer Palas Oteli'ne gitmişti. Üstü başı henüz sefer tozu içinde idi. Önce kendisini tanımayan ve kılığının sadeliğine bakarak yer vermemek çaresini düşünen garsonlar, salon dolusu yabancı kalabalığı arasından birinin: - Mustafa Kemal, Mustafa Kemal... diye haykırması üzerine birbirlerini çiğneyerek bir masa hazırlamışlardı. Geçti, masanın başına oturdu: - Bize rakı getiriniz, dedi. Getirdiler. Garsona sordu: - Kral Konstantin hiç buraya gelip de rakı içti mi? - Hayır, efendim... - Bakın mendebura... Öyle ise ne diye İzmir'i almaya kalkmış?
İstanbul'u alan Fatih Mehmed'in, Boğaz'ı, Adalar'ı ve Haliç'i gören balkona kurularak içtiği günlere ait meze listesini gördünüz mü? Topkapı Sarayı'na gidince bir sorunuz.
Mustafa Kemal, rahatsız edici bir şeydir. Boğuşmak lazımdır. Tehlikelerle sarılmaya göğüs germek lazımdır. Uğultulu ve esrarlı karanlıkların ötesindeki şafakları aramak için, yarlardan yamaçlardan, kayalardan ve uçurumlardan sıçramak, aşmak lazımdır.
Cumhuriyetin ilk yıl dönümlerinde Gazi Mustafa Kemal'in frakla Meclis'ten girdiğini görür gibi oluyorum. Meclis'in karşısında bir halk kalabalığı var. Bildikleri resmi esvap, Osmanlı valilerinin ve yüksek memurlarının sırtındaki sırmalı istanbulin⁸ veya redingottan ibaret. Biri yanındakine sorar: -Gazi Paşa acaba neden esvabının eteklerini kestirmiş? Daha akıllı biri cevap verir: -Onu bilmeyecek ne var? Etek öpmeyi kaldırmak için.
⁸... içinde kolalı yakalığı bulunan dik ve düz yakalı, göğsü kapali, boyu redingot gibi diz kapağına kadar inen, yaka altından bele kadar tek sıralı beş-altı düğme ile iliklenerek kapanan bir ceket.
Başta hanedan ve saltanatçılar olmak üzere Tanzimat muvazaacıları, bütün irtica, yeni devletin Anadolu'da Türkleşmesini cemaat menfaatlerine uygun görmeyenler, sebepli veya sebepsiz Türk'ten başka bir ırktan gelmiş olmak kompleksi içinde kıvrananlar, nihayet menfaatleri eski devlet ve müesseseler nizamına bağlı olanlar, padişahlığın kalkmasını da başkentin değişmesini de derin bir kaygı ve hınç ile karşıladılar. O vakitler, başlarına Mustafa Kemal belasını getiren zafere sövenlerin Ankara'da bile eksik olmadığını hala hatırlıyoruz. Ellerinden gelse bu zaferi Amerikan mandası ile hemen değiştirmeye hazır olanlar da çoktu.
Ne işe yarar bu millet, Avrupa görmüş efendisine makamlar ve şatafatlar vermekten başka? Diplomalısını omuzları üstünde taşımaktan başka? Onun için ikide bir tepelerine bir zorlunun diktası iner. O vakit de kahramanlarım, sükuttan daha fazla susarlar. Yeni ışığın pervaneleri kesilirler. Millet mi? Onu yalnız hürriyette ve oy dolandırıcılığı devri geldiğinde hatırlarına getirirler.