Yasada, anayasanın cebir yolu ile değiştirilmesi şartı vardır. Ama anayasayı değiştirme eylemi siyasal iktidardan geliyorsa, başka cebir yolu aramaya gerek yoktur. Ceza Yasasının koruduğu, Anayasa’nın sadece biçimsel kuralları değil, siyasal ve ideolojik karakteridir. Bu karakterin değiştirilmesi, anayasayı ihlal suçudur. Bu değişikliğin devlet kuvvetlerini kullanarak yapılması, suç kastının saptanması için ayrıca bir hukuksal değere sahiptir.
(‘‘Anayasayı İhlal Suçu’’, Cumhuriyet, 12 Mart 1971)
Anayasa, devletin temel ideolojik felsefesini yansıtır. Her anayasa, yeni bir devlet anlayışı getirir. Toplumun içinde yaşadığı sosyal düzen, çeşitli yollarla değiştirilebilir. Anayasalar, bu değişikliğin yöntemlerini saptar. Sosyal düzen anayasanın öngördüğü yollardan değişirse, Anayasal kurumlar köklü biçimde yerleşirler. Siyasal iktidarlar, anayasanın uygulanması için çalışmaktadırlar. Anayasanın sosyal temelleri ile hukuksal temelleri arasındaki çekişmeyi göremeyenler, ne bu Anayasa’yı, ne de başka bir anayasayı uygulayabilirler.
Türkiye'nin sosyal yapısı acaba bu kadar çok siyasal partinin yaşamasına elverişli midir? Ve acaba bu partiler, Türkiye'nin sorunlarına ne gibi çözümler getirmektedirler? Bu adamlar kimlerdir ve arkalarında hangi siyasal kirlerin lekelerini taşımaktadırlar? Asıl önemlisi, bu partilerin temsilcisi ve savunucusu oldukları çıkarlar ile öteki partilerin sosyal temaları arasında bir fark bulunmakta mıdır?
Çağımız, bir bağımsızlık çağı ise, bunun başlangıç noktası Anadolu'daki Kuvayi Milliye savaşlarıdır. Düzenli ordulardan halk savaşlarına kadar bütün ulusçu eylemlerin, Türk Milli Mücadele ruhu ile evrensel ve tarihsel yakınlıkları vardır.
O zamandan şu zamana, zemin yeniden sallandı Mumcu.. :)
Türkiye'de yaşamak, hariciyecilerimizin en büyük korkularıdır. Onlar bu azgelişmiş ülkenin insanları değildir. Bu toplum geridir ve onlar "Batı" toplumu için yaratılmış insanlardır. Bü tür çabaları daha çok Batılı olmaktır. Dilleri, davranışları, dünya görüşleri, sosyal bilimin geniş sınırlarına göre değil, kokteylierin alkollü ve kibar yaşantısına göre biçimlenmektedir. Devlet kesesinden ayrılmış paralarla kokteyl düzenleyip, "icra-i meslek" etmek, bu mutlu azınlık mensuplarının en büyük işleridir. Kendi aralarında herkesi küçük görmek, kendi yaşantılarının dışında kalanları kınamak, kendilerini çok ileri, başkalarını çok geri bulmak bu meslek memurlarının büyük çoğunluğunun ortak özelliğidir. Sadece onlar batılı, kültürlü ve aydın, onların dışındakiler geri ve kültürsüzdür. Devletin bütün olanakları onlar için kullanılmalı ve bu "prensler" Türkiye'yi gereği gibi temsil etmelidirler.
Alınterinden bihaber olan, hakkı lugatta deyim sanır.
(...) Yeni yasalar, bol aylıklı, şık giyimli, otomabiili ve özel bayan sekreterli sendika ağalığının ortaya çıkmasına yol açtı. Bunların işçiyle bir ilgisi yoktu. Bütün çabaları, bir toplu sözleşme yapmaktan ibaretti.
Her devrin kumpası başka.. Gençlik, dıştan gelen baskılarla susmayınca, yeni bir yola başvuruldu. Bu da gençliği içten bölmek, birbirleri ile vuruşturmak.
Temelleri sarsılan bir düzen kendisini nasıl korur? Yoksulluk, gerilik ve karanlık bu düzenin dostlarıdır. Egemen sınıflar önce bunlardan yararlanırlar. Halkın din duyguları, mistik inançları, değişmez değer yargıları kullanılır. İktidarlar, siyasal egemenliklerini sürdürebilmek için, dinsel kişi ve kurumlarla açık ya da kapalı ilişkiler kurarlar.
Halkın alınterini savunanlar, hiçbir korkunun yükü altında ezilmezler. Yabancı sermayeye, uluslararası kapitalizme karşı dövüşenler, hiçbir ayıbın yüz kızartısını taşımazlar. Bunlar, milliyetçi ve halkçı savaşın neferleridirler. Yabancı sermayeden binlerce lira kazananlar yabancı iş çevrelerine uşaklık edenler, gayri milli sermayenin bekçiliğini yapanlar utanmalıdır. Savaşlarını, her türlü tehdide ve tehlikeye karşı yürütenierin bunun için korkuları yok. Karanlığın üzerine bunun için böyle korkusuzca gidiyorlar, inanarak, bilerek.