Bazen büyümek, bedenden taştığına inanılan bir cesaretle yola çıkıp dünyanın gerçek ağırlığıyla tanışmaktır. Kendal, köyünün korunaklı sınırlarını ve annesinin ördüğü duvarları aşıp o tozlu minibüse gizlice bindiğinde, çocukluğunu da geride bırakacağından habersizdi. Mevsimlik işçilerin zorlu dünyasında; sarı sıcağın altında ezilen bedenler, beton çadırların kimsesizliği ve gaddar patronların gölgesinde hayatta kalmaya çalışırken hayat ona daha önce hiç bilmediği duyguları sunar: Keskin bir rekabet, paylaşılamayan sırlar ve ilk aşkın ürkek çarpıntısı... Ancak Kendal’ın asıl savaşı dışarıda, o uçsuz bucaksız kayısı bahçelerinde değil; kendi içinde, karanlık ve tekinsiz bir sessizliğin ortasında başlayacaktır. Günden güne zihnini kemiren, en yakınlarından bile saklamak zorunda kaldığı ve onu usulca deliliğin sınırına sürükleyen o amansız "uğultu"... İnsan, gölgesinden kaçabilir; peki ya kendi zihnindeki sesten? Yıllar sonra bir edebiyat öğretmeninin, pürdikkat dinleyen öğrencilerine anlattığı bu sarsıcı geçmiş; acının, çaresizliğin ve zamanın süzgecinden geçen saf sevginin hikâyesi. Güneşi Sırtlayan Çocuk, yükü boyundan büyük olanların sessiz ama yankısı hiç dinmeyecek o uzun yolculuğuna ışık tutuyor.