Bu hayatta en güzel şey, insanın sevdiğiyle vedalaşabilmesidir. Peki ya vedalaşamadan gidenler?.. Bir mumu söndürür gibi sessizce silinen yüzler… Söylenememiş son sözler, dokunulamamış eller,tamamlanamamış cümleler…
Büyükada’nın çam kokulu yollarında geçmişin gölgeleriyle yürür Fidan Hanım. Her adımında bir hatıra, her susuşunda bir yara yeniden canlanır. Aşkın acıyla yoğrulduğu bir hayattır bu…
Gerçek bir hikâyeden ilhamla yazılan Fidan Hanım,yalnızca gidenlerin değil, kalabilenlerin de öyküsüdür. Çünkü hayat, en çok sevenin yüreğini seçer yakmak için.
İncir Kuşları, Meyra ve Piruze’yle yüz binlerce okurun kalbine dokunan Sinan Akyüz’den yine soluksuz okuyacağınız unutulmaz bir roman…(Tanıtım Bülteninden)
Boğazımda bir yumruyla kapattım kitabın son sayfasını. Her sayfa, benim için bambaşka bir anlam taşıyordu. Hatta kitabı bitirdiğimde kendime şunu sordum: Ben Fidan’ın yerinde olsaydım, bu kadar acıya dayanabilir miydim? Belki dayanamazdım… Ama Fidan dayandı. Bana şunu hatırlattı: Hayatta çok acı çekebiliriz, ama asıl mesele o acıların karşısında dimdik durabilmektir.