Şaidin Büyükbayram, Dar Kapı’da okuru, gerçekliğin sınırlarında dolaşan, tekinsiz ama bir o kadar da tanıdık dünyalara davet ediyor. Bu dünyada insanlar, yüzlerini birbirine değil, ellerindeki aynalara dönüyor; hayatı sadece kendi akislerinden izleyerek geri geri yürüyorlar.
Burada, modern zamanın gürültüsü bir "ses" olup insanın üzerine çullanırken, kurumsal kulelerin yer altı dehlizlerinde çalışanlar, belleklerini bir kaska teslim edip kendi ölümlerini gazetelerden okuyorlar. Bazen bir kapı, sahibini odasına hapsedip onunla inatlaşıyor; bazen de bir deniz, “mutlu ölmek” isteyenlere hayatın o sert ve tuzlu tokadını atıyor.
Şaidin Büyükbayram; kanserle savaşan küçük bir kızın şiir dolu umudundan, sakat bir atın kaderini paylaşan Mustafa’nın yalnızlığına; kendi kapısının önünde bekleyenlerden, içindeki boşluğu bir kuş yuvasıyla doldurmaya çalışanlara kadar, insan olmanın kırılgan hallerini büyük bir hassasiyetle işliyor.
Dar Kapı sadece bir öykü kitabı değil; insanın kendine, ötekine ve hayata ördüğü duvarların, taktığı maskelerin ve o maskelerin ardındaki sessiz çığlıkların bir dökümü.
Hepimiz o kapının önündeyiz. Ve belki de asıl mesele kapıdan geçmek değil, eşikte beklemeyi bilmektir.
Editörlüğünü yaptığım "Dar Kapı" için yazdığım arka kapak yazısını inceleme olarak paylaşmak diliyorum: “İnsan kendisi için derin bir bilmecedir.”
Şaidin Büyükbayram, Dar Kapı’da okuru, gerçekliğin sınırlarında dolaşan, tekinsiz ama bir o kadar da tanıdık dünyalara davet ediyor. Bu dünyada insanlar, yüzlerini birbirine değil, ellerindeki aynalara dönüyor; hayatı sadece kendi akislerinden izleyerek geri geri yürüyorlar.
Burada modern zamanın gürültüsü bir "ses" olup insanın üzerine çullanırken kurumsal kulelerin yer altı dehlizlerinde çalışanlar, belleklerini bir kaska teslim edip kendi ölümlerini gazetelerden okuyorlar. Bazen bir kapı sahibini odasına hapsedip onunla inatlaşıyor; bazen de bir deniz “mutlu ölmek” isteyenlere hayatın o sert ve tuzlu tokadını atıyor.
Şaidin Büyükbayram; kanserle savaşan küçük bir kızın şiir dolu umudundan sakat bir atın kaderini paylaşan Mustafa’nın yalnızlığına, kendi kapısının önünde bekleyenlerden içindeki boşluğu bir kuş yuvasıyla doldurmaya çalışanlara kadar insan olmanın kırılgan hallerini büyük bir hassasiyetle işliyor.
Dar Kapı sadece bir öykü kitabı değil; insanın kendine, ötekine ve hayata ördüğü duvarların, taktığı maskelerin ve maskelerin ardındaki sessiz çığlıkların bir dökümü.
Hepimiz bu kapının önündeyiz. Ve belki de asıl mesele kapıdan geçmek değil eşikte beklemeyi bilmektir.