Ama ikisi de başlarına yazgının sardığı bu üst üste, iç içe olaylardan sonra çok yaşayamadılar. Önce biri, sonra öteki bu dünyayı terk etti. Acı ve kekre bir yalnızlık, dostlarından alıp götürdü onları; ikisi de o yalnızlıkta iyiliğin ve erdemin kucağına gömülerek hüzünlü ve güç bir hayatın sınırlarından rahatça çıkıp kurtuldular. Zaten o hayat onlara sadece kendilerini ve bu ürkünç hikâyeyi okuyanları şu gerçeğe inandırmak için verilmişti: İnsan yalnız mezarda sükûna kavuşabilir; yeryüzünde ise kendi benzerlerinin kötülüğü, tutkularının dağınıklığı, daha önemlisi, yazgının uğursuzluğu dolayısıyla fırsat bulamaz buna.
(... dürüst birini aldatmak kendini de aşağılamaktır bir yerde; hatta aldatan kimse kötülük hünerlerini tam anlamıyla gösteremediğinden sonunda erdeme kazanç sağlar. )
“Ölüm, yalnız inançlı kimseler için korkutucudur yavrum; cennetle cehennem arasındadır onlar, hangisine gideceklerini bilmezler ve bu onları kederli kılar. Bana gelince, hiçbir umut beslemediğimden, ölümden sonra, hayatımda öncekine göre daha fazla bir mutsuzluk ummuyorum; yasemin beşiğimin altına gömecekler beni, orada uyuyacağım Florville ve çürüyen bedenimden dağılan zerreler bütün çiçekleri, en sevdiğim çiçekleri besleyecek; bak...” diye sürdürdü konuşmasını, bir demet çiçeği yanaklarına sürerek, “gelecek yıl bunlarla eski dostunun ruhunu da koklayacaksın; ruhum bu kokuyla birlikte beyninin kıvrımlarına, liflerine dolanarak sana güzel şeyler düşündürecek, beni düşündürecek.”