Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler bir ilk kitap... Olgun bir dille, dipdiri öyküler kotarıyor Yalçın Tosun. İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözüpekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor. Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü alan bu kitabı, yeni öykücülüğümüze hatırı sayılır bir katkı olarak da görüp okumalı. Kamyonetin bıraktığı toz dumanı çöküp her şey eski haline büründüğünde, hala yolun başında duran iki küçük çocuğun ceplerinden, unutmabeni çiçeklerinden örülmüş birbirinden habersiz iki kolye sahibini bulamamanın verdiği hüzünle öylece sarkıyor.
Neden uyuyup da uyanamıyorum? Her sabah aynı şey, kalkamıyorum kolay kolay. Sanki kemiklerimden çıkan, görünmeyen sarmaşıklarla bağlanmışım yattığım divanın demirden ayaklarına. İstesem de kalkamıyor, buz gibi soğuyorum. Bu şehrin sabahlarına uyanmak istemiyorum.
Yaşlılık böyle bir şey işte. İnsanın aklına geçmişten bir görüntü geliveriyor ansızın. Mutluluk ve hüznün karıştığı ama hep hüznün hakim olduğu birbiriyle ilgisiz anların kopuk resimleri. Sanki yılların pis kokulu tortusu akıp gidiyor yaşlanınca, bütün o kirli duyguların çapağı temizleniyor. Bir o iki duygu kalıyor geriye ve onların hatırlattıkları. Ansızın çakan şimşekler misali parlayıp göz önüne yerleşen görüntüler.