İnsan hayatına anlam verecek ve evrende kendine bir yer edinmesini sağlayacak duygu ve düşüncelere ihtiyaç duyar. Bir anlamı olmalıdır yaşamanın, varoluşun, gündüzün ve gecenin deviniminin. Ancak böyle katlanılır en dayanılmaz acıya, ölüme, çaresiz kalınan anlara...
İçine doğduğumuz dünyadaki dış etkenler hiç şüphesiz kişilik gelişimimizi etkiler. Ancak Jung’a göre bu dış faktörler daha çok kişisel yatkınlıklarımızın belirleyicisidir.
Jung’un psikolojiye dahil ettiği bilinçdışı kavramı Freud’un bastırılmış arzulardan oluşmuş kişisel bilinçdışı kavramından ayrışır. Kişisel bilinçdışından ayrı olarak bilinçte var olmayan dolayısıyla bastırmayla da ilgili olmayan kompleksler söz konusudur ve adına kolektif bilinçdışı der. Ona göre kolektif bilinçdışının dili semboller, iletişim kanalı ise rüyalardır.