Fırtınanın koynunda uçan kuşlar senindir Denizleri döven öfkeli rüzgarlar senin Bir bela ki bu kararmış göklerden eskidir Sebebi yalnızca sensin, sahibi benim..
Dikilip karşısına Gözlerimi temaşa Etsem korkar gözlerim Bakamaz sendelerim.. Bir feryât gibi ince Duyulmaz dinlenince, Sesler gelir aksimden.. Yitirip düşlerimi Boşlukta gözlerimi Sonsuzluğa dikerek Binlerce yıla denk Hasretiyle kendimin Uzatıp ellerimi Tutsam ellerimden O soğuk ellerimden..
Dili jiletle dans eden kız, susmaktan kanamış.. İzlemekten onu kesildi uykuların cansız nefesi Kalbini hissedince tutup göğsünü kaçmış Neden Allahım, kursakla birlikte yarattın hevesi..
Bu benim gelişlerim kargılı süvarisiyle bir attır Bir yamaçtır bazen gülüşlerin devrilip düştüğü Sonunda ise çaresizce kahkahalar atmaktır Gece kuşlarının irkilip, ihtiyar kurtların güldüğü Delilik bazen, uslanmış gönlümün büyüttüğü Bağlanıp ateşten bir gömlekle denizleri yakmaktır..
Neşter gibi bir şüpheyle sakatlandı hayalim Sıcak alnımda tüten ağrı vazgeçmekle dinmiyor Ben şimdi kahırlı bir gülmek gibi kısa sürmeliyim Sızlayan gözlerimde ince bir kan birikiyor..
Tutsam bu körlükte, var gücümle çekeceğim Kırsam da dalını gururundan titremeyen yaprak Yeşerdiğin ağacın dibini ellerimle eşeceğim Ölmeyi bekleyemem, tek arzum senin gibi olmak..
Ve bilmeden zarif ellerinle gözlerime sürdüğün Bu dağ gölgesi, bu sisli vadilerde yürümek bir başına Adımlarken yalnızlığı ardına umarsız bakmalarla Demek beni çağırıyordun kim olduğumu bilmeden Fena saatlerde yalpalayarak peşinde gezen hüzün Gibi bir adamı, derin bir yarayı ve iyileşmemeyi.. Demek beni çağırıyordun..