Kadir gecesinin nuru, karanlıkta kalan bütün yollarımızı aydınlatsın. Kadir gecesinin nuru, bedenimize ve ruhumuza şifa, kırgın kalbimize merhem olsun.
Ve gördüm ki aynı yıldızlar gibiydi insanlar. Yıldızlar gibi parlamak istiyorken; çekirdeğinin yani yüreğinin ve ruhunun hedeflerinin altında ezilmesine izin veren insanlar, kara delik olup etrafıyla birlikte kaybolmaya devam ediyorlardı.
İlişki dediğin yan yana yürümektir. Sen beni arkamdan itip düşürdün. Ben senin önüne geçip yolunu kestim. Çelmeler tekmeleri kovaladı. Çıkmaz sokaklarımda kaldın. Tuzaklarına düştüm. Yetti.
İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.
Bu dünyada savaş yapılabilir, aşk taklit edilebilir, hemcinsine işkence yapılabilir, gazetelerde boy gösterebilir ya da yalnızca örgü örerken komşu çekiştirilebilir. Ama bazı hallerde, devam etmek, yalnızca devam etmek insanüstü bir şeydir.
Sevilmemek yalnızca şanssızlıktır. Hiç sevmemek mutsuzluktur. Bugün hepimiz bu mutsuzluktan ölüyoruz. Kan, kin, yüreğin kendisi de kurutuyor da ondan; uzun süren adalet isteği aşkı tüketiyor. Oysa aşk doğurmuştu onu.
Gündelik hayatta, işte, okulda, trafikte, kadına ve çocuğa yönelik şiddette okuduğunu anlamayan ve kendini ifade etmekte zorluk çeken yurttaşların yol açtığı tahribatı görmek mümkün.
Kötü olan yıllar değil; o yılların içini savaşa dayalı dünya ekonomisiyle, sömürüyle dolduran, insanları aptallaştıran, hakkını yediği, aptallaştırdığı insanlardan kendisine kalkan, dikenli teller yapan, yaptıklarını her koşulda gariban yığınlara savundurtan bir avuç insan.
Neden sahiden gururu kırıldığında görmezden gelir de olamadık yerde olmadık kişiyle arasında gururdan kaleler inşa etmekte beis görmez? Kime düşman, kime dost, kime kuzu, kime kurt, olacağını neden bilemez?