Bütün hayatım boyunca düşündüm, sevmenin ne demek olduğunu anlamaya çalıştım; fakat işin en garip yanı, sevmenin sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir eylem olduğunu fark edebilmemdi."
Her şeyin kendiliğinden çözüldüğünü biliyoruz ama hiçbir zaman bu gerçeğe güvenmiyoruz, bunu görmemezlikten geliyor ve kafamızı cehenneme çeviriyoruz.
Bu gece geç saatte gökyüzüne bakıp yıldızları seyrettim. Sanki onlara ilk kez bakıyormuşum gibi geldi. Büyük bir şaşkınlığa uğradım. Yıldızlar üzerimde olağanüstü bir etki bıraktılar.
Başka insanların değerini hakkıyla biçebilenlerin sayısı çok az. Bu bir doğa vergisi. Hatta, bu yeteneğe sadece muhteşem insanların sahip olduğunu söyleyebilirim.
Evrensel yok oluşa karşı direnç gösterecek tek şey, sevgi ve güzelliktir. Dünyayı bir tek sevginin kurtaracağına inanıyorum. Onsuz her şey yok olacak. Bu olmaya başladı bile.
Keşke insanlar dünyayı kurtarmak yerine kendilerini kurtarmak isteseler, keşke dünyayı ozgurlestirmek yerine kendilerini özgürleştirmek isteseler; işte o zaman dünyanın kurtuluşu ve insanlığın bağımsızlığı adına çok şey yapmış olurlardı.
Farkındalık, düşüncelerimiz, duygularımız, vücudumuzdaki hisler ve etrafımızdaki ortamla ilgili anlık bilinçliliğimizi sürdürmektir. Farkındalık, aynı zamanda kabulleniş’i içeriz
Omuzlarına dökülen dalgalı uzun saçları, uzun ve ince hilal kaşları, siyah uzun kirpikleriyle devenin üzerindeki bu asil duruşa hayran olunmaz mıydı? Ya buğday renkli açık alnının ortasında parlayan şu nura ne demeli?!.. Değirmi yüzünde açık pembeye çalan şu beyaz yanaklar, çehresindeki mutluluğun okunabildiği berrak sayfalar değilse neydi?
Meğer güzeller güzeli zebun edinmiş de haberim olmamış. Meğer gül kokulu mübarek ayaklarına taşlar demiş de farkına varamamışım. Meğer yemenisinin içi kan dolmuş da benim ciğerimde hala kan donmamış! Onun dizlerine taşlar derken benim dizlerimle derman kesilmemiş Ali. Bu utançla yaşanır mı, söylesene Ali, yaşanır mı? O ümmeti için canını pazara sürerken benim hala can taşıyor olmamın küstahlığıyla ve arıyla ne yapayım ben Ali; nasıl ona ümmet olduğumu söyleyeyim?
Bir şeyi anladım; kıyamete kadar artık başka bir gül açmayacaktı ve bütün insanlık mahşer yerinde Allah'ın huzurunda toplandığı zamana kadar onun ıtırları ve desenleriyle yaşayacak, ondan saptıkça yolunu kaybedip sancılanacak, ona sarıldıkça aydınlanıp derman bulacaktı.
Allah'a yönelenler artık sağnak sağnaktı. Gülümden yana bir akın vardı, her yönden ve her iklimden... Işığa koşuyordu koşanlar, nura koşuyordu kelebekler. Büyük demeden, küçük demeden, kadın demeden, erkek demeden....
Bazen asillerden, bazen dul, bazısı zenginmiş, bazısı kul Siyah ırktan, beyaz ırktan, kimi elliden kimi kırktan... Ta Yemen'den, Bahreyn ve Basra'dan, Habeş illerinden ve diyarı Kisra'dan... Gülümün kokusu bahçeleri tutmuş, gül çağı başlamıştı; insanlığa insaniyet pek güzel yakışmıştı.
Onun yaşındakiler içki ve kadın derdindeyken o bir iman abidesi oluverdi. Mekkeli kızların dilinde bir destan idi. Mekke pencerelerinden kendisine sallanan mendillerin haddi hesabı yoktu. Ona vurgun güzeller birbirleriyle yarışır, onunla göz göze gelebilmek için aracı kadınlar çalışırdı. O hareme gelecek diye putların önünde yol gözleyen genç kızların neler hissettiklerini ve benim şarkılarıma eşlik eden terennümlerle güzel cemaline karşı teşbibler okuduklarını ben bilirim.
Gönüllere sûrur veren Ramazan-ı Şerif, ümmeti Muhammed hakkında bir rahmet hazînesi, bir mağfiret mevsimi, bir necât (kurtuluş) vesîlesidir
Ramazânı Mübârek, on iki ayın incisi, insan ömrünün bereketi, insanın saâdetini yakıp kül etmek isteyen nefis ateşinin söndürücüsüdür. … Ramazan ayı, rahmettir.