Kitabın Adı : Martı Yazarı : Richard Bach Yayınevi: Epsilon Yayınevi Türü : Öykü Basım Yılı: 2026 Sayfa Sayısı : 147 Sayfa
Düşünceler : Güzel ve etkili bir eser nasıl anlaşılır sizce ? Kitabı okuduktan 10 yıl sonra bile karakterlerini ismen hatırlıyorsan eser senin için bir başyapıt olmuştur. 10 yıldan uzun süre önce okumuştum bu eseri ve "Martı " denilince aklıma hemen ' Jonathan Livingston' geliyor yani kitabın ana karakteri. Oysa okuduğum çoğu kitaptaki karakterleri unutuyorum tekrar okuyana kadar.
Martı yaşadığım yerde hiçte yabancım olmayan bir kuş. Hemen her gün görüyorum ve gözlemliyorum. Onun için kitabı ilk gördüğümde ve her gördüğümde uçuşlarını,dalışlarını ve davranışlarını hayal edebiliyorum. Hatta ana caddelerde arabanın üstüne tünemiş insanlardan asla kaçmayan bir martıya rastlayabilirsinizTrabzon'da.
Kitap Jonathan adındaki br martıyı anlatır. Toplumun O'na çizdiği sınırları reddeden ,içindeki özgürlük duygusuna gem vuramayan Jonathan sıradan olmamak için verdiği mücadeleyi anlatır. Bir şeyler başarmak için ilk önce toplumsal kalıpları yıkacak ,içindeki korkuyu aşacak ve yapılmaz denilenleri bir bir yapacaktır.
Bir milin ( 1.6 km ) 4 dakikadan aşağı koşulamayacağı söylenirdi hep. Sir Roger Bannister 1954 'te bu miti yıkmıştı. Daha sonra yüzlerce kişi de bu rekoru kırdı. Kitabı okuyunca ilk aklıma bu olay geldi. Yazar esinlendimi bilmiyorum ama kitabın ana temasına güzel bir örnek bu bence.
Eğer imkânım olsa küçüklere,büyüklere herkese okuturdum bu eşsiz eseri. Hatta masal gibi çocuklara da okunabilir. Martı deyince de aklıma hep Zeyyat Selimoğlu 'nun 'Martılar Adası ' kitabı da gelir ki ; O da okunmasını tavsiye ettiğim kitaplardan birisidir
Kitabın Adı : İsmini Hak Etme Derdindeki Öykü Yazarı : Ubeydullah Öz Yayınevi: Matruşka Türü : Öykü Basım Yılı: Kasım 2025 Sayfa Sayısı: 77 Sayfa
Düşünceler: Yazın hayatına daktilo ile başlayan ,öğretmeninin tabiri ile "kırk fırın ekmek yeyip " eserler üreterek dergiler çıkartan, edebiyatla ilgili çeşitli sitelerde yazılar yazan Ubeydullah Öz 'nın yazın hayatının kısa bir özeti bu eser aslında.
Yazar bir konuşmasında öykülerini kısa ve öz biçimde yansıtmaya çalıştığını bu nedenle yapıtlarını daha çok 'küçürek öykü ' şeklinde yazdığını söylemişti . Küçürek öykü de duygu düşünceleri yoğun biçimde anlatan, sonu genellikle insanı düşündüren bir tür. Haldun Taner ve Ferit Edgü gibi yazarların da zaman zaman tercih ettiği bu tür öykülerde anlatılanlar kadar okuyucunun zihnine giren anlatılmayanlar önem arz ediyor. Az anlatıyor ama çok düşündürüyor .
Daha kapağını açmadan kapaktaki resmiyle ilgi çeken bu özgün eser kısa zamanda bitiyor ardında tuhaf tam olarak anlamlandıramadığımız lezzetli bir tat bırakıp. Biraz melankoli,masal ,efsane,biraz da hayat var içinde. Zaman zaman yazarının hayatından da satır aralarında rastlıyoruz.
Değişik bir öykü tarzı, farklı bir soluk arayanlara özelikle tavsiye ediyorum. Kitap dostları da okuyunca sevecektir diye düşünüyorum
Kitabın Adı : Semerkant Yazarı : Amin Maalouf Yayınevi : Yky Türü : Roman Basım Yılı :2003 Sayfa Sayısı : 249 Sayfa
Düşünceler: Okunacak onca kitap varken neden bazı kitapları iki kez ya da daha fazla sefer okuruz ? Tadı damağımızda kaldı diye mi? Belirli bir zaman sonra daha farklı düşüncelerle okuma isteği yüzünden mi ? Yoksa her ikisi de mi? Semerkant'ı onaltı yıl önce askerde iken o kısıtlı zamanlarda daha çok ranzamda okumuştum. Uzun yıllar oldu. Yine okumak istedim. Ruhuma yaşattığı o eşsiz hazzı hatırladım birden.
Semerkant insanı diyardan diyara dolaştıran bir tarihi roman. Semerkant Ömer Hayyam'ı ,Hasan Sabbah'ı anlatan bir yarı destan. Semerkant ondan sonra yazılan pek çok kitaba ilham veren bir İran rehberi aynı zamanda.
Selçuklu Veziri Nizamülmülk , Ünlü tıp bilgini, matematikçi aynı zamanda rubaileri ile bilinen Ömer Hayyam ve insanları sahte cenneti ilen kandırıp sorgusuz sualsiz ölüme yollayan Hasan Sabbah. Hepsi aynı dönemde yaşamıştır. Hem kendi tarihlerine hemde insanlık medeniyetinde önemli izler bırakan bu üçlünün kitaptaki gibi bir lişkisi olduğu pek gerçekçi bir tarihi tez sayılmaz ama ayrı ayrı yaşadıklarının çoğunun doğru olduğunu biliyoruz.
Anlatımı akıcı olan eserde tek handikabı yukarıdaki üçlüyü anlatan dönemlerin kitabun yaklaşık yarısını kaplaması. Diğer bölümler daha çok İran'ın medeniyetleşme sürecindeki sancıları üzerine tarihi bir vesika olarak romanlaştırılmış. Eski tarihi bölümler biraz daha uzun olabilirdi diye düşünüyorum.
Bir solukta okunacak bir eser. Herkese zevkle tavsiye edebilirim. Bir de eğer Hasann Sabbah konusu merakını celbedenler için Vladimir Bartol'un " Fedailerin Kalesi Alamut" kitabı önerebilirim. Alanındaki en güzel roman bu eser bence. Sağlıcakla kalın