Kitabın Adı: Trabzon Tarihi Yazarı : Prof. Dr. Hikmet ÖKSÜZ Yayınevi: Türk Tarih Kurumu Türü : Araştırma Basım Yılı: 2025 Sayfa Sayısı: 203 Sayfa
Düşünceler : Fatih Sultan Mehmed 'in 1461 yılında fethettiği, Yavuz Sultan Selim 'in tam 22 yıl yönettiği , Kanuni Sultan Süleyman 'ın doğduğu ,Atatürk 'ün üç kez ziyaret edip hep sitayişle bahsettiği 4000 yıllık kadim şehir Trabzon benim yaşadığım şehir aynı zamanda.
Ama öneminin nedeni bu değil tabiki. Karadeniz 'in güneyinde yer alan bu yeşili bol şehrin tarihi İpekyolu üzerinde olması ,kıtaların birleşme noktasında ,doğu-batı kültürünün tam ortasında yer alması ona kurulduğu dönemden beri büyük bir misyon yüklüyor.
Peki bu sembol şehrin tarihini ben de dahil olmak üzere yeterince biliyor muyuz ? Tabiki hayır. Bu önemli eksiğimizi gidermek ise mesleki kariyeri öğrencilik dahil 40 Yılı geçmiş olan Hikmet Öksüz 'e düşmüş. Cumhuriyetimizin 100.yılı münasebetiyle hazırlanan bu eşsiz eser uüzlerce kaynak taranarak hazırlanmış. Akademik araştırma gibi hazırlanan kitapta pek çok yeni bilgi de var. Ve tabi az bilinen fotograflarda.
Tarihsel ve kültürel ögeler bakımından oldukça zengin olan eser bizi 4000 yıllık eşsiz bir tarih deneyimine çıkarıyor. Özelinde Trazonlulara ama bilimsel içerik bakımından herkese zevkle tavsiye ediyorum
Buram buram kâğıt kokusuyla matbaadan çıkan son kitabım ARİNNA'ya kavuşmama sayılı günler kaldı.
Uzun bir emeğin, sabrın ve özverinin ürünü olan bu yolculukta bana destek veren herkese gönülden teşekkür ediyorum. Özellikle kitabımın yayına hazırlanma sürecinde editörlüğüyle büyük katkı sağlayan, Sessiz Taşıyıcılar kitabının değerli yazarı sevgili kalemdaşım Ebru Asya'ya ve bu eserin okurlarla buluşmasına vesile olan alternatif Yayınevi sahibi Sayın Oğuz Akçeşme'ye çok teşekkür ediyorum.
Kitapsever dostlar, ARİNNA'yı internet üzerinden satış yapan kitap sitelerinden temin edebileceği gibi imzalı olarak temin etmek isteyenler ise özelden iletişime geçebilirler. 🥰🌹❤️
Kitabın Adı : Günler Aylar Yıllar Yazarı : Yan Lianke Yayınevi : Jaguar Kitap Türü : Novella Basım Yılı : Kasım 2025 Sayfa Sayısı : 102 Sayfa
Düşünceler : İzdiham Dergisi Trabzon Okuma Grubumuzun bu ayki daha doğrusu Ağustos ayındaki eseri idi bu. Bir günde okudum. Vaktim olsaydı ve soluğumu biraz uzun tutabilseydim bir soluktada okuyabilirdim. Güzel ,özgün, sade ama etkileyici bir eserdi bu.
Modern Çin Edebiyatının yaşayan en büyük isimlerinden birisi olan Yan Lianke 'nin okuduğum ilk eseri olan ve "Keşke daha önce tanışsaydım" dedirten bu novella 1997 yılında yayınlanmasını rağmen dilimize 2020 yılında çevrilmiştir.
Eser Balou Sıradağları'nda yaşanan kuraklık sonucu tüm bölge halkının oradan göçmesi ile başlıyor. Aslında herkes göçmüyor. 72 yaşındaki bir ihtiyar ile kör köpeği geride kalıp müthiş bir doğa mücadelesine giriyor. Bir tane mısır fidanını yaşatmak için olağanüstü çabaya giren ihtiyarın bu çabası aslında insanlık içinde anlamlı mesajlar içeriyor.
Sıcaklık ,kuraklık , fareler ,kurtlar ,açlık,susuzluk derken yorgun vücutlarıyla zorlukların üstesinden gelmeye çalışan bu garip ikilinin tuhaf ama etkileyici öyküsünü heyecanla okudum.
Biraz kasvetli ,biraz kaotik , biraz meydan okuyan bir yazım tarzı var yazarın. Umutsuzluk içinde uzak diyarlardan gelmesini beklediğimiz ışıkları aynı anda barındırıyor bünyesinde. Sembollere çokça yer verilmiş . Sonra adeta yaşatan tasvirlerle bizi olay örgüsünün içine sokmuş. " Benimle iyiki ilgisi yok yaşananların " derken bile etraftan geçen farelerin kokusunu alıyor gibiyiz.
Değişik ,bambaşka tadlar arayanlara tavsiye edebileceğim aslına bakarsanız herkesin okumasını istediğim bir eser bu. Okuduktan sonra pişman olacağınızı düşünmüyorum
Kitabın Adı : Yıldırım Bayezid Yazarı : Okay Tiryakioğlu Yayınevi : Timaş Yayın Grubu Türü : Tarihi Roman Basım Yılı: 2013 Sayfa Sayısı: 335 Sayfa
Düşünceler : Okay Tiryakioğlu tarihi romanları ile bilinir. Bugüne kadar onsekiz eser üreten yazarın eserleri genellikle gotik tarzda yazılmıştır. Gotik tarz bize biraz karanlık ,biraz gizemli birazda korkulu bir atmosfer sunar.
Tarihin öğrenilebilmesi için tarihi romanların önemi büyüktür. Bazı insanlar tarihi anlatan düz metinlerden sıkılır ve tarihi öğrenmek istemez. Oysa hele tarihi gerçeklere sadık tarihi romanlar ile hem okuma alışkanlığı pekiştirilebilir hemde tarih öğrenilebilir.
Yıldırım Bayezid 'in hayatı ve ölümü en önemli tarihi dönemeçlerimiz arasında olmasına rağmen maalesef bu dönem üzerinde pek durulmaz. Oysa bu dönem tarihi dersler bakımından dikkatle üzerinde durulması ,yorumlaması gereken bir dönemdir.
Tarihsel gerçeklere bağlı kalınacak yazılan romanda 1. Murad 'ın 1. Kosova Savaşı'nda öldürülmesi ile tahta geçen 1. Bayezid 'in taht mücadelesi , Anadolu 'daki birlik çabaları ve Niğbolu Savaşı anlatılıyor. Ancak Ankara Savaşı 'na değinilmeyen roman Niğbolu Savaşında bitiyor. Keşke yazar döneminin sonuna kadar anlatsaydı Yıldırım Bayezid 'in. Ankara Savaşı'nı hâttâ ölümünü de.
Milletin birliğinin ,vatanımızı dirliğinin önemini daha iyi kavrıyor insan okurken. Devamlı uyanık olmamız gerektiğininde bir kez daha farkına varıyor.
Bir solukta okunası bir romandı bu. Büyük bir zevkle bazende olayların tarihsel gerçekliğini sorgulayarak okudum bu eseri. Zevkle tavsiye edebilirim.
Dalgın adımlarla uzun yollardan, unutulmuş sokaklardan geçti. Her adımında kaybolmuşluğun izlerini sürüyor, içinde günden güne büyüyen boşlukla hesaplaşıyordu.
Kitabın Adı : Dilin Afetleri Yazarı : İmam Gazâli Yayınevi : Ravza Yayınları Türü : Araştırma Basım Yılı: Aralık 2025 Sayfa Sayısı: 215 Sayfa
Düşünceler : Ortalama bir insan dili istisnalar haricinde 70 ila 100 gram arasındadır. Oysa aksini yapabilme kudretine sahip olmasına rağmen dil genellikle menfi şeyler için kullanılır. Ya da hiç bir fayda içermeyen uğraşlar için. Dil yerinde kullanılırsa nimettir ama genellikle insanı uçuruma yuvarlar. Bu itibarla da afettir.
Yunus der ki ; " Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı Söz oka ağulu aşı Bal ile yağ ede bir söz ."
Sonra atalarımız ; "Dilim seni dilim dilim edeyim Başına geleni senden bileyim " demiş iki dudağımız arasından çıkan kelimelerin önemini vurgulamıştır. Dil afetleri şarkılara konu olmuş, savaşlara ,kavgalara neden olmuştur.
Ünlü fıkıh ,kelam bilgini ,filozof ve yazar İmam Gazali ( 1058-1111) ise bu çok önemli konuya meşhur İhya'sında ( İhya'yı Ulumi'd Din ) uzunca yer vermiştir. Bu eser İhya 'dan alınmış ,dili sadeleştirilmiş ,dip notlar ise zenginleştirilip ayrı bir kitap haline getirilen bölümünü içeriyor.
Gazali 'nin 53 yıllık ömründe yazdığı eserleri yaşadığı güne bölersek günde ortalama 18 Sayfa yazmış oluyor. Hem o kadar ilime haiz olup hemde bu kadar üretken olmakta takdire şayan bir durum doğrusu
Az,önce bitirdiğim eser İhya'nın Mühlikat yani insanı helak eden şeyler bölümünde yer alıyor. Fuzuli konuşmak ,bağırmak ,gıybet etmek ,laf taşımak ,alay etmek gibi insanı hem günaha sokup hem de toplumsal felaketlere neden olan kötü huyları anlatan eserde Gazali Ayet ,Hadis-i Şerif ve İslam Alimlerinin ,Sahabelerin hayatlarından teyit edilmiş örnekler verilerek hazırlanmış.
Kitaplara ,kitlesel erişim araçlarına kolayca ulaşabileceğimiz bu zamanlarda insanların özellikle dini konulardaki bilgisizliğine çok üzülüyorum.
Bu nedenle oldukça dikkatli biçimde güvenilir kaynaklar taranarak oluşturulan bu güzide eseri herkesin en az bir kaç kez okumasını isterdim. Dil konusunun önemini anlatan böyle bir eseri
Bir süredir üzerinde çalıştığım projelerime yenileri eklendi. Yeni kitap çalışmam, Nostalji Dergi ve yayınevi süreçleri, KPSS hazırlığım, yaz okulu sorumluluklarım ve hayatımın en özel dönemlerinden biri olan nişan hazırlıkları nedeniyle bir süreliğine burada eskisi kadar aktif olamayacağım.
Bu bir veda değil, sadece kısa bir mola. Bu süreçte tüm enerjimi sorumluluklarıma ve yeni eserime ayıracağım. Döndüğümde sizlerle yeni hikâyeler, yeni projeler ve güzel haberler paylaşmayı umut ediyorum.
Anlayışınız, desteğiniz ve bugüne kadar yanımda olduğunuz için hepinize gönülden teşekkür ederim.
En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle... Sevgiyle.
Kitabın Adı : Dönüşüm Yazarı : Franz Kafka Yayınevi : İŞ KÜLTÜR Türü : Öykü Basım Yılı: Ocak 2026 Sayfa Sayısı: 74 Sayfa
Düşünceler : Sadece 40 yaşında veremden ölmek üzereyken dostu Max Proud 'a bütün eserlerini yakmasını vasiyet eden Kafka dostunun bu güzel ihaneti ile ölümsüz olmuş , yaşarken olmasa da öldükten sonra dünya çapında üne kavuşmuştur. ( Öldüğünde Almanca konuşulan ülkelerde belirli bir üne sahipti ancak onun dışında pek bilinmiyordu)
Yazarın 1915 yılında yayınlanan bu öyküsü ise en bilinen eserlerinden birisidir. Daha önce okumuştum gerçi ama ikinci kez okunmayı hak eden eserlerden ve bende okuma klübümüz Trabzon kitap kulübü - İzdiham 'ın temmuz kitabı olması nedeniyle tekrar bitirdim. Sıkılarak mı ? Hayır bilakis yine büyük bir zevkle okudum.
Eser Gregor Samsa isimli bir kumaş pazarlamacısının bir sabah bir böcek olarak uyanması ile gelişen olaylar anlatılıyor. Gerçekle kurmaca arasında gidip gelen öyküde Samsa 'nın önce toplumdan ,sonra ailesinden dışlanması kaotik bir dille anlatılır.
Yazarının pek çok belirsizliği bilinçli olarak bize sunduğu eseri okurken okuyucusunun hayal gücüne de iş bırakır yazar. Düşünmeden okuyamazsınız. İçindeki muallakta kalan noktalara gelen farklı yorumlar eserin anlatım gücünü de yansıtır aynı zamanda.
En az bir kere okunması gereken ama defalarca okunsa da aynı zevki hâttâ daha fazlasını veren bu sembol öyküyü sadece kitap dostlarına değil okuma yazma bilen herkese tavsiye ediyorum.
Ülker Abla aslında tüm kadınların sesi... Babasının şiddetinden kaçarken kocasında da aynı durumu yaşayan ama buna rağmen yılmayan hayata sıkı sıkı sarılan güçlü renkli bir kişilik. Kitap hem dram hem komedi tadında. Ülker Abla gibi bir kafam olsun isterdim,böyle yaşadığı en acı durumdan bile tatlı bir sebep çıkartan. Ama ne yazık ki biz insanlar günlük,rutin dertlerden kendimize dev bir kule yapmaya alışmışız. Hiç dışarıda ne hayatlar var “yahu benim derdim var ama belki de dert bile değil.” Diyemiyor insan bir an içinde olsa. Eskiler “Allah insanı dertsiz bırakmasın “ demişler. Çünkü o Bile şükür etme sebebi imiş. Kitabın konusuna gelecek olursak ; Ülker Abla daha fazla koca şiddetine dayanamayıp bir gece kaçıyor,hastaneler evi oluyor. Hayata tutunmak adına başından trajedik olaylar geçse de hayat ondan yana.
Gerçekten var mıyız ? Kökten gelişmeye,değişmeye… Acılarımızla hatalarımızla kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeye…? Değişim insanın kendinde başlar. Hocamızın da kitabında bahsettiği gibi kendimizi sevmez ve saygı duymaz isek kimseden bunu bekleyemeyiz. Kitap güzel bir röportaj tadında olmus. Hocamizin hayatından verdiği örnekler samimi olmuş. Ayrıca önerdiği kitapları okumayı düşünüyorum okumak istediklerimden sonra. Faydalı bir kitap öyle ki bu benim 2.ci bakış açısıyla 2 kez okumam.
Her şey kalpte ve inanmakla başlıyor. Kitapta zorlu hayatın koşturmacasından sizi uzaklara götürüp adeta kalbe şifa tadında bir fırsat sunuyor. Kalp yorgun oldu mu imtihanlar daha güçlükler aşılıyor. Oysa Allah’a tevekkül edip,dayandın mı “Allahım duama hayır dedin,çünkü bana daha güzelini vereceksin.” diye de kalbine teselli verdin mi hangi zorluk zor gelir ki ? İnsan düşünüyor yüz yıllar önce peygamberler ne zorluklardan geçmiş başta peygamber efendimiz (sav) olmak üzere. Biz ufacık şeylere dert diyoruz,onlar teslimiyetle yaklaşırken. Gerçekten yeryüzünde ve gökyüzünde o kadar şükür edilecek nimetler var ki baktığımız yön başka yerde. Allah kalbimize inşirah ferahlığı versin inşallah. Kitap bir günde bitecek kadar güzel olsa da bitirmeyi hiç istemedim,her gün kalbime şifa geldi. Kaleme sağlık.
Psikolojiye ilgimin olması beni bu kitabı almaya davet etti. Ve yanıltmadı da. Günübirlik hayatlarda hepimizin hayatında süre gelen sorunları konu almış yazarımız. Seanslardan derlediği kitabı büyük bir ustalıkla yaşatıyor gibi konu almış. Aslında kendiyle de yüzleşmiş. Sorunların içinde kendine de sorular sormuş,düşünmüş,empati kurmuş. Zaten insan empati kurmadan hiçbir şeyi netleştiremiyor ne yazık ki.
Youngjunun kendini yeniden bulma ve kitaplar arasında kaybolma macerası desek bence yeterli olur. Ufak detayları değiştirerek kendine yeni hayat kurmaya çalışıp yeni bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Kitabın yanında kahve içmeyi sevmesi kendime en yakın hissettiğim noktalardan biri. Kitap okumayı sevenler için sıkılmadan okunabilen sıcacık bir kitaptı. Önemli olan aslında mutlu olduğumuz anda ve yerde olmamız.
Kitap okurken çok üzüldüğüm bir konu oldu. Kitabın konusu ; Müslüman olan bir çok ayrı ülkeden kardeşleri konu almış. Onlar bizim sahip olduğumuz güzel dine ve huzura sahip olmayı çok geç tatmanın pişmanlığını yaşarken bizim sahip olduğumuza şükür edip,sahip çıkmamamız….. Böyle güzel bir dinimiz varken,öğretici iken daha hayırlı işler yapmalıyız. Allaha daha çok şükür etmeliyiz. O içimizdeki boşluk hiç bitmeyecek,Allaha sarılmadıkça. Bunun farkında olmalıyız. Kitap bitsin hiç istemedim,okudukça şükür ettiğim nimetler arttı. Dinimi daha da çok sevdim.
Kitabın Adı : Günlükler Yazarı : Stefan Zweig Yayınevi : Can Yayınları Türü : Günlük Basım Yılı: 2021 Sayfa Sayısı : 468 Sayfa
Düşünceler : Günlük özellikle son zamanlarda pek önem verilmeyen ,pek okunmayan bir yazın türü. Oysa yazarı hakkında kimsenin bilemeyeceği pek değerli içeren günlükler yazıldığı dönemin sosyo ekonomik yaşamına da ışık tutmakta.
En sevdiğim yazarlardan birisi olan Zweig 'in hayatından kesitler içeren bu eseri bir süre önce almıştım ancak okuma fırsatı bulamamıştım. Geçen ay kitap grubumuz Trabzon kitap kulübü - İzdiham 'da 'Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ' novellasını tahlil ettiğimiz yazarın hayatından bir çok bölüm içeren bu değerli eseri içeriğinin zenginliğinden dolayı keşke toplantıdan önce okusaydım diye düşündüm bitirince.
Yazarın değişik dönemlerde yazdığı dokuz günlüğün derlemesi olan eser yazarın ölümünden 46 yıl sonra 1988 yılında ilk kez yayınlanmış. Kronolojik sıraya dizilmiş ama arada büyük tarihsel boşluklarda içeren günlüklerde özelikle Birinci Dünya Savaşı 'na özel önem atfedilmiş, büyük yer verilmiş.
1918 -1931 yılları arası yok. Yazar özellikle bu dönemde günlük tutmamış. Birde 1940 yılından sonrası yok. 1912-1940 yılları arası kesik kesik var.
Savaşlar ,savaşın yaşattığı yıkım , yazarın eserleri ,sevgilileri ,dostları ,katlanmak zorunda kaldıkları ve daha bir çok şey var bu eserde. Okuyunca şaşırdığım çok yer oldu. O döneme daha çok hakim oldum. Zevkle okudum özellikle satır aralarındaki ipuçlarını.
Değişik bir tarz, değişik bir tad arayıp dünyanın çalkantılı savaş dönemlerini usta bir yazarın gözüyle görüp , kalbiyle hissetmek isterseniz okuyun derim.
"Yaz kış ocağı hiç sönmezdi. Her gün üflediği körük, tavanda yılların ısını biriktirmişti. Talaş ve kömür çuvalları her zaman aynı köşede durur, eksildikçe üstüne yenisini eklerdi."
İlk cümlede ara mevsimleri de içine katarak “yaz kış” ve ardından “her gün” yılmadan aynı rutinin; güneş etrafında dönen bir gezegen edası gibi sürekliliğini vurgular. Bunu yaparken kullandığı kelimelerin birden çok verdiği katmanlar dört cümlelik paragrafı sayfalarca genişletir.
Ocak: Sadece ısınma aracı değildir. Yanan ocak ki yaşanılan mekânın canlı olduğuna: “üflenilen körük” varoluşun hayatı nefese vurgu olduğunu anlatır. Eksilme ve ekleme tezat üzerinden hayatın doğumla eklemlenirken, ölümle eksildiğine çağrışım yapar.
Hikâyenin başlığı “Zincir” sembolizm olarak baktığımızda: Bağlanmanın ve tutsak olmanın, esaretin sıkı halkalarıdır. Çoğu insan buna gönüllü olur farkında olmadan. Yıllar bu izi tavanda is olarak bırakırken ocağı tüttüren demirci tavanda biriken o tutsaklığı fark edemez.
"İnsan kendi içindeki kaosu düzenlemeye çalıştıkça, dışarıda ki dünyayı darmadağın eder." Frederich Nietsche’ nin bu sözünü hikâyenin başında bir manifesto olarak tutması; hikâye okundukça insanın yaparken neleri bozduğuna, tarumar ettiğine daha net tanık oluyoruz…
Kitabın Adı : Ekonomi Haydutları Yazarı : Raymond Fisman-Edward Miguel Yayınevi : Efil Yayınevi Türü : Araştırma Basım Yılı : 2011 Sayfa Sayısı: 258 Sayfa
Düşünceler : Fransa 'da hiç altın madeni yoktur ama 2436 ton altın rezervi vardır. Mali 'nin ise 860 altın madeni vardır. Bu madenlerden yılda 50 ton altın üretilir ama 1 gram dahi altın rezervi yoktur. Ülkesinde yüzlerce dolar milyarderi barındıran Amerika 'da ise 36 milyon yoksul bulunuyor. Ve bu gibi örnekler sadece iki ülke ile sınırlı değil,yeryüzünün neredeyse tamamında bu tip durumlar var.
Peki bunun nedeni nedir ? Zengin ülkelerin zenginlik kaynağı nedir ? Fakir ülkelerin fakirlik nedeni nedir ? Ve maalesef bunun nedeni teknolojik gelişmeler ve zengin ülkelerin kendi emekleri olmuyor bazen. Ya da aynı ülkede zenginlerle fakirlerin arasındaki fark her zaman zekâ ve özveri mi ? Yazık ki bu da her zaman böyle olmuyor.
Devlet bazında olsun ,kişisel bazda olsun siyasiler ,diplomatlar ,iş adamları ve bunun gibi toplumsal ögeler doğru olmayan yollarla para,servet,güç ediniyor. İşte az önce bitirdiğim kitap bu olguyu irdeliyor.
Endonezya 'dan ,Vietnam'a , Irak 'tan Çin 'e kadar pek çok örnek incelenmiş ve ortaya güzel bir eser çıkarılmış. Savaş baronları ,rüşvet ağları,sömrülen ülke kaynakları ve daha bir çok şey anlatılmış
Ekonomi,güç,siyaset, savaş ilişkileri ekseninde yeni bir ufuk açan bu eseri dünyamızda olanları daha iyi anlayabilmemiz için herkese tavsiye ediyorum.
Not : Basım Yılı 2011 olması nedeniyle bazı ekonomik göstergeler biraz eski ve geri kalmış. 2026 yılında okuyunca bazı devletlerin ekonomik durumu değiştiğinden biraz eksik kalıyor. Tek handikabı bu eserin