İleti 14s

Karanfilli Apartmanı, No: Kuş Çalan






_____
Ben fesleğenlerin yüzlerini
Deniz dibine diktiğim incir ağacının içinden severim;
Sevme dediğin şey her zaman yukarıdan yapılmaz,
Bazen insan bir kökü boğarak,
Tuzlu bir karanlığın içine gömerek bağlanır hayata.
Ve o incirin içi, meyve değil,
Geç kalmış bir merhamet
gibi kokar.

Çoğunlukla aklım sakar gibi olur;
Düşüncelerim masalara çarpar, köşelerden
düşer,
Kendi ayaklarına dolanır ve hiçbir fikri
sağlam taşıyamam.
Sağlamlık bende hep şüpheli bir kavram
olmuştur,
Kırılmadan duran şeylere karşı içimde
doğal bir güvensizlik
var.

Bazen insanlığımı cildimden söküp çıkardığım
da doğrudur;
Bu bir öfke anı değildir, daha çok hijyenle
ilgilidir.
İnsanlık uzun süre taşınınca kaşındırır,
terletir,
Yanlış yerlerden kokar.
And olsun ki Marcus’un alanında cilt, ahlaktan
önce soyulur.

Zeytinlikleri Karanfil Sokağı’na bağladım,
Bu tamamen bilinçli bir hataydı;
Zeytin ağaçları barışla değil, tanıklıkla
yaşar.
Ve Karanfilli Apartmanı; daire: kuş çalan,
no: hastane önü,
Tam da tanıklığın yanlış park edildiği yerdir;
Ne içeride, ne dışarıda, ne suçlu,
ne masum.

Orada kuş çalanlar gerçekten ıslık çalmaz;
Orada insanlar, düşüncelerini dudaklarının
arasına sıkıştırıp
Sessizce düşürürler yere.
Sonra biri gelip onları suç delili sanır,
bir başkası hatıra
zanneder;
Marcus ise hiçbirine itiraz etmez.
Marcus’un işi ayırmak değil, birbirine
karıştırmaktır.

Hastane önü dediğin yer, iyileşmenin değil,
karar verememenin adresidir;
Girip girmemek arasında asılı kalan bedenler,
Sigara dumanıyla birlikte kendi isimlerini
de üflerler havaya.
Ve fesleğenler denizin dibinde, bu isimleri
köklerinden
tanır.

Bu yüzden incir ağacının içinden sevilir her şey;
Dışarıdan bakanlar yalnızca kabuğu görür,
Ama içeride uluyan çiçekler vardır,
Adını bilmeyen bir akıl, cildini
çıkarıp sandalyeye asmış
bir insanlık vardır.
Ve hepsi aynı
anda, aynı adrese bakar:

Karanfil Sokağı.
Karanfilli Apartmanı.
Daire: belirsiz.
No: kuş çalan.
Yakın: hastane önü.

Ve kimse bunun bir adres mi, bir itiraf mı,
Yoksa yanlış yazılmış bir dua mı olduğunu
kesin olarak söyleyemez.
Sen de söyleme;
Seni gökyüzünün içine sarıp iade ettim.
Fişi kesilmiş bir yıldız gibiydin,
“Ambalajında Kırılır” yazıyordu ama kimse
okumadı.
Gökyüzü teslim alırken imza atmadı, yalnızca
omuz silkti.

Sakın annen seni seviyor deme bana; O sırada annem bir saksıda durmuş, fesleğenlere
bakıyor.
"Denizin dibinde mi tuttuk onları,
yoksa aklın bir
çekmecesinde mi unuttuk?"
Bunu karıştırıyor ve yanlışlıkla bana su veriyor.

Ben de büyüyorum.
Fesleğenler o ara boğulma krizi geçiriyorlar,
Bu yüzden gökyüzü iade kabul etmiyor.
Marcus uzaktan baktıkça, uluyan çiçekler
susuyor.
Adres hâlâ doğru, ama artık kimse evde değil.

Kalbimin eşiğinde durup:
"Beni ağlatma..." diyorsun.

_____
Beni bu evin içinde bırakıp gitme!
Artık ağlatma beni, bak büyüyedim;
D o ğ u m u m u n
boyu uzadıkça evin tavanı alçalıyor
Ü
Z
E
R
İ
M
E.








SekizliOcak26
Evlerölüeşikgibiherkesherkeseölü
921