_____ Ben fesleğenlerin yüzlerini Deniz dibine diktiğim incir ağacının içinden severim; Sevme dediğin şey her zaman yukarıdan yapılmaz, Bazen insan bir kökü boğarak, Tuzlu bir karanlığın içine gömerek bağlanır hayata. Ve o incirin içi, meyve değil, Geç kalmış bir merhamet gibi kokar.
Çoğunlukla aklım sakar gibi olur; Düşüncelerim masalara çarpar, köşelerden düşer, Kendi ayaklarına dolanır ve hiçbir fikri sağlam taşıyamam. Sağlamlık bende hep şüpheli bir kavram olmuştur, Kırılmadan duran şeylere karşı içimde doğal bir güvensizlik var.
Bazen insanlığımı cildimden söküp çıkardığım da doğrudur; Bu bir öfke anı değildir, daha çok hijyenle ilgilidir. İnsanlık uzun süre taşınınca kaşındırır, terletir, Yanlış yerlerden kokar. And olsun ki Marcus’un alanında cilt, ahlaktan önce soyulur.
Zeytinlikleri Karanfil Sokağı’na bağladım, Bu tamamen bilinçli bir hataydı; Zeytin ağaçları barışla değil, tanıklıkla yaşar. Ve Karanfilli Apartmanı; daire: kuş çalan, no: hastane önü, Tam da tanıklığın yanlış park edildiği yerdir; Ne içeride, ne dışarıda, ne suçlu, ne masum.
Orada kuş çalanlar gerçekten ıslık çalmaz; Orada insanlar, düşüncelerini dudaklarının arasına sıkıştırıp Sessizce düşürürler yere. Sonra biri gelip onları suç delili sanır, bir başkası hatıra zanneder; Marcus ise hiçbirine itiraz etmez. Marcus’un işi ayırmak değil, birbirine karıştırmaktır.
Hastane önü dediğin yer, iyileşmenin değil, karar verememenin adresidir; Girip girmemek arasında asılı kalan bedenler, Sigara dumanıyla birlikte kendi isimlerini de üflerler havaya. Ve fesleğenler denizin dibinde, bu isimleri köklerinden tanır.
Bu yüzden incir ağacının içinden sevilir her şey; Dışarıdan bakanlar yalnızca kabuğu görür, Ama içeride uluyan çiçekler vardır, Adını bilmeyen bir akıl, cildini çıkarıp sandalyeye asmış bir insanlık vardır. Ve hepsi aynı anda, aynı adrese bakar:
Ve kimse bunun bir adres mi, bir itiraf mı, Yoksa yanlış yazılmış bir dua mı olduğunu kesin olarak söyleyemez. Sen de söyleme; Seni gökyüzünün içine sarıp iade ettim. Fişi kesilmiş bir yıldız gibiydin, “Ambalajında Kırılır” yazıyordu ama kimse okumadı. Gökyüzü teslim alırken imza atmadı, yalnızca omuz silkti.
Sakın annen seni seviyor deme bana; O sırada annem bir saksıda durmuş, fesleğenlere bakıyor. "Denizin dibinde mi tuttuk onları, yoksa aklın bir çekmecesinde mi unuttuk?" Bunu karıştırıyor ve yanlışlıkla bana su veriyor.
Ben de büyüyorum. Fesleğenler o ara boğulma krizi geçiriyorlar, Bu yüzden gökyüzü iade kabul etmiyor. Marcus uzaktan baktıkça, uluyan çiçekler susuyor. Adres hâlâ doğru, ama artık kimse evde değil.