gürkan kırkıcı
#Edebiyat - @guerkan
Alıntı
2s
"Oleg, bekle!"
Oleg arkasına döndü. Nadya arkasından koşuyordu. Nadya ağabeyinin ayakkabılarını giymişti, bunlar ona çok büyük geliyordu. Kızın nefesi, çenesinin üstüne kadar çektiği yün kaşkolunun üstüne bembeyaz yapışmıştı.
Oleg karşılaştıklarına sevindi. Böylece aşevine kadar olan uzun yolu tek başına yürümesi gerekmeyecekti. Belki Nadya ile, annesi hakkında konuşabilirdi. Nadya sonuçta Oleg'den iki yaş büyüktü. Oleg, Nadya'yı, ayaklarında birer kayık gibi duran bu büyük ayakkabılardan dolayı biraz kızdırmak istiyordu. Ama ona baktığında sözlerini hemen yuttu. Nadya'nın yüzü ölü gibi solgun ve kederliydi, sanki korkunç bir şey olmuş gibiydi. Gözyaşları yanaklarından akıp yün kaşkola damlıyordu. Ağlıyor muydu? Yoksa bıçak gibi kesen rüzgârdan dolayı gözleri mi yaşarıyordu?
Oleg hiçbir şey sormadı. Karla hafif kaplı enkaz yığınlarının arasındaki patikada birlikte yürümeye başladılar.
"Umarım bugün yiyecek doğru düzgün bir şey vardır," dedi Oleg. Hoş bir şey söylemişti, ama aklına başka bir şey gelmemişti.
"Herhâlde yine pancar çorbasıdır," diye yanıt verdi Nadya.
"Belki birkaç gün sonra, eğer göl donar ve kamyonlar yine giderse, daha iyi yemekler yiyebiliriz."
"Birkaç gün uzun bir süre değil." Oleg şapkasının altından gözlerini kaldırıp belli etmeden Nadya'ya baktı. Yüzü hâlâ deminki gibi kederliydi.
"Birkaç gün çabucak geçer."
"Ama sürekli don olması gerekir," diye yanıt verdi Nadya.
"Arada buzlar erirse pek fazla yiyecek bekleyemeyiz."

* Ladoga Gölü'nün donması erzak sevkiyatını mümkün kılmaktadır. *
Oleg ya da Kuşatma Altındaki Şehir
Jaap Ter Haar - Can Çocuk Yayınları - 2021
148