Çalıkuşu, okurken sadece bir hikâye takip etmiyorsunuz; sanki Feride’nin yanında yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Reşat Nuri Güntekin öyle bir karakter yazmış ki, bazen ona kızıyorsunuz, bazen üzülüyorsunuz ama en çok da onun güçlü kalmasına hayran oluyorsunuz.
Feride’nin yaşadığı hayal kırıklığından sonra her şeyi bırakıp Anadolu’ya gitmesi aslında bir kaçış değil, kendini yeniden bulma yolculuğu gibi geliyor. Gittiği her yerde yalnızlıkla, yanlış anlaşılmalarla ve insanların sert bakışlarıyla karşılaşsa da içindeki umut hiç tamamen sönmüyor. Bu yüzden roman bana, insanın kırıldıktan sonra bile devam edebileceğini hissettirdi.
Kitabı okurken en çok hoşuma giden şey, duyguların abartılı değil gerçek hissettirmesiydi. Feride kusursuz biri değil; bazen gururlu, bazen inatçı ama tam da bu yüzden çok gerçek. Anadolu bölümleri ise insanı hem hüzünlendiriyor hem de düşündürüyor; çünkü anlatılan zorluklar sadece Feride’nin değil, bir dönemin gerçeği gibi.
Bence Çalıkuşu’nun etkileyici olmasının nedeni büyük olaylar değil, küçük duyguların içten anlatılması. Kitap bittikten sonra insanın içinde hafif bir boşluk kalıyor; sanki tanıdığın biri uzak bir yere gitmiş gibi. Benim kitaptan çıkardığım en büyük ders, hayatta çeşitli zorluklar olabilir ama bu zorluklara rağmen asıl mesele ayakta durabilmektir.