Hikaye, üniversite öğrencisi Ömer ile genç ve saf bir kadın olan Macide etrafında şekilleniyor. Babasının ölümlünden sonra yalnız kalan Macide vapurda Ömer’le tanışır ve onu bir başlangıç olarak görür.Ömer kararsız, zayıf iradeli ve çevresinin etkisine açık bir karakterdir; hayatındaki başarısızlıkların sorumluluğunu sürekli dış etkenlere yükler.Macide ise daha sağlam değerleri olan, sevgiye ve dürüstlüğe inanan bir karakterdir. İlişkileri ilerledikçe Ömer’in tutarsızlığı, bencilliği ve sorumluluktan kaçışı ilişkilerini karmaşaya doğru sürükler ve içinden çıkılmaz bir hal aldırır .
Yazar kitapta yalnızca iki insanın hayatını anlatmıyor; kocaman bir ayna tutarak bizi anlatıyor. İnsanın gerçekten sevmeden sevdiğini sanmasını, birine zarar verirken bile onun iyiliğini düşündüğüne kendini nasıl inandırabildiğini gösteriyor. Ve insanın en çok da kendinden kaçamayacağını anlatıyor. Bana göre romanda “şeytan” diye bahsedilen şey, insanın kendi zayıflığına bulduğu koskoca bir bahane. Kim olduğunu bilmeyen herkese, kim olduğunu acı bir dürüstlükle hatırlatıyor.Bir kadının bir erkeğin gölgesinde yavaş yavaş nasıl eridiğini; severek adam büyütmeye çalışan, birini iyileştirmek için kendini unutan bir kadını ve sahip olmayı sevmek sanan, her fırsatta kaçan bir adamı okuyorsunuz. Ve kitap, okuyucuyu şu soruyla baş başa bırakıyor: Kendi hayatımızın sorumluluğunu ne kadar alıyoruz?
Roman boyunca aydın çevreler, sahte entelektüellik, ikiyüzlülük ve ahlaki çöküş sert ama gerçekçi bir dille eleştiriliyor. Kaleminin ustalığını anlatmak ya da eleştirmek benim haddim değil; sadece hissettiklerimi söyleyebilirim. İlişkiler üzerine olan herkesin mutlaka okuması gereken bir roman.