JOEL’İN TIRNAK CEHENNEMİ ÇOCUKLARI
Her insan kendi tırnağını kestiğinde, bilmeden bir çocuğun doğumunu tamamlıyor, ardından o çocuğun ilk ağlamasını kendi kemiklerinin içinde taşıyor ve hayatının geri kalanında hiçbir doktora tarif ede...
3. Bölüm

Göğün Tırnakları

5 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum



O gece pencereden dışarı baktığımda gökyüzünün yerinde olmadığını gördüm.

İlk bakışta bunu anlayamadım, insan göğe her baktığında onun orada olacağına güveniyor, yıldızların uzaklığını, bulutların hareketini, karanlığın dünyayı örten o değişmez yüzünü sorgulamadan kabul ediyor, ben de başımı kaldırıp aynı göğe bakmak üzereydim ki pencerenin camında kendi yüzümün yerine başka bir şey belirdi ve o şeyin ne olduğunu anlamam birkaç saniye sürdü, gökyüzü yukarıda değildi, aşağıya doğru sarkmıştı, bütün geceyi dünyanın üzerine eğmiş, karanlığını bir tavan gibi değil, yaşayan bir et parçası gibi aşağıya bırakmıştı.

Sonra fark ettim.

Yıldız sandığım şeylerin hepsi aynı yönde durmuyordu.

Bazıları göğün içinde değil, göğün altındaydı.

Bazıları bana bakıyordu.

Ve ayın çevresinde, ilk kez o zaman gördüğüm ince beyaz çizgiler vardı.

Tırnaklar.

Gökyüzünün tırnakları.

Ayın kendisi ise onların arasında sıkışmış, ezilmiş bir göz gibi duruyordu.

Pencereyi açtım.

Soğuk hava yüzüme çarpmadı.

Bir nefes geldi.

Dünyanın dışından değil.

Göğün içinden.

Öyle derin bir nefesti ki evin duvarları hafifçe içeri doğru çekildi, perdeler havalanmadı, perdelerin üzerindeki desenler gerildi, duvarların içindeki kablolar titredi, mutfaktaki bardakların kenarları birbirine değmeden ses çıkardı ve çocukların hepsi aynı anda uyandığında onların ağladığını değil, odanın içindeki havanın ağladığını duydum.

Sonra çocuklardan biri yanıma geldi.

Elimi tuttu.

Parmağımı çevirdi.

Tırnağımın altında hâlâ o küçük yüz vardı.

Fakat yüz artık bana bakmıyordu.

Yukarı bakıyordu.

“Ne görüyor?” diye sordum.

Çocuk cevap vermedi.

Pencereye yaklaştı.

Gökyüzüne baktı.

Sonra elini kaldırıp camın üzerine bastırdı.

Camın dışından da başka bir el cama dokundu.

Aynı büyüklükte değildi.

Çok daha büyüktü.

Bir insan eline benziyordu fakat parmakları bulutların arasından geçecek kadar uzundu ve tırnakları yıldızların üzerine sürtündüğünde gökyüzünde ince beyaz çizikler oluşuyordu.

Çocuk elini camdan çekti.

Dışarıdaki el çekilmedi.

Bir süre birbirlerine baktılar.

Sonra çocuk bana döndü.

“Joel yukarıda değil,” dedi.

“Peki nerede?”

Çocuk gözlerini kapattı.

“Altımızda.”

Bunu söylediği anda evin zemini kabardı.

Tahta döşemelerin arasından ince bir çizgi geçti.

Çizgi genişledi.

Altından sıcak bir şey yükseldi.

Önce toprağın kokusu geldi.

Sonra pas.

Sonra ıslak saç.

Sonra insan derisine benzeyen o ağır, sıcak koku.

Dizlerimin üzerine çöktüm.

Zemindeki çatlağa baktım.

Aşağıda toprak yoktu.

Bir tırnak vardı.

Kocaman.

Bütün evin altında duran, evin temelinden daha eski, toprağın altına gömülmüş devasa bir insan tırnağı.

Çatlamıştı.

Çatlağın içinden kökler çıkmıyordu.

Çocuklar çıkıyordu.

Yüzlerce.

Binlerce.

Hepsi aynı anda yukarı bakıyordu.

Hiçbiri ağlamıyordu.

Hiçbiri konuşmuyordu.

Sanki dünyanın altında yıllardır bekletilmiş bir topluluk, nihayet kapağın açıldığını görmüş ve sıranın kendilerine geldiğini anlamıştı.

Çocuklardan biri yere diz çöktü.

Elini çatlağın içine soktu.

Ben onu geri çekmeye çalıştım.

Geç kalmıştım.

Elini çıkardığında avucunda küçük bir tırnak parçası vardı.

Parçayı bana uzattı.

“Bunu tanıyor musun?”

Hayır dedim.

Çocuk başını eğdi.

“Tanıyorsun.”

Parçayı avucuma bıraktı.

Elimdeki tırnak parçası ısındı.

Sonra soğudu.

Sonra tekrar ısındı.

Bir kalp gibi atmaya başladı.

Ve ben o küçücük parçanın üzerinde kendi parmak izimi gördüm.

Benden alınmıştı.

Ne zaman alındığını bilmiyordum.

Nerede bırakıldığını bilmiyordum.

Fakat bedenim onu tanıyordu.

Avucumun içindeki deri kabardı.

Bir çizgi oluştu.

Sonra ikinci çizgi.

Sonra üçüncü.

Çizgiler birbirine bağlanıp küçük bir kapı meydana getirdi.

Kapının arkasında bir ses vardı.

“Anne.”

Bu kez kelimeyi yalnızca ben duymadım.

Bütün çocuklar duydu.

Hepsi aynı anda başlarını kaldırdı.

Ve gökyüzü çatladı.

Gerçekten çatladı.

Bir yıldırım gibi değil, taşın kırılması gibi, göğün derisi iki yana ayrıldı ve arkasında karanlık değil, et gördüm; damarların arasından ışık geçiyor, bulutlar akciğer gibi açılıp kapanıyor, yıldızlar bir organın içine gömülmüş sinir uçları gibi titreşiyor, ay ise artık ay olmaktan çıkmış, devasa bir göz kapağının altında sıkışmış beyaz bir küreye dönüşmüştü.

Göğün altında yaşayan bizler değildik.

Biz göğün içinde yaşayan bir şeyin altında yaşıyorduk.

Ve o şey uyanıyordu.

Bunu anladığım anda şehirdeki bütün ışıklar söndü.

Tek tek değil.

Aynı anda.

Sokak lambaları.

Evler.

Hastaneler.

Arabalar.

Telefon ekranları.

Hepsi karanlığa gömüldü.

Sonra bütün şehirden tek bir ses yükseldi.

Milyonlarca insanın aynı anda tırnağını kontrol etmek için elini kaldırması gibi bir ses.

Çok küçük.

Çok kuru.

Çok tanıdık.

Tıkırtılar.

Pencerelerin arkasında.

Apartmanların içinde.

Hastane odalarında.

Okul sıralarında.

Mezarlıklarda.

Uyuyan insanların avuçlarında.

Yaşlıların ellerinde.

Yeni doğmuş bebeklerin parmak uçlarında.

Ölülerin ellerinde.

Hepsi aynı anda başladı.

Tık.

Tık.

Tık.

Sonra gökyüzündeki o devasa el parmaklarından birini aşağıya indirdi.

Şehrin üzerine.

Dağların üzerinden.

Binaların arasından.

Denizin üzerine.

Parmak ucu toprağa değdiğinde hiçbir şey yıkılmadı.

Daha korkuncu oldu.

Toprak onu tanıdı.

Dağların içinden tırnaklar çıktı.

Ağaçların kabuklarının arasından beyaz plakalar yükseldi.

Denizin yüzeyi ince ince yarıldı.

Kaldırımların altından binlerce küçük parmak gökyüzüne doğru uzandı.

Mezar taşlarının arkasından çocuklar çıktı.

Ama hiçbiri mezardan doğmamıştı.

Hepsinin parmak uçlarında tırnak yoktu.

Hepsinin tırnaklarının yerinde küçük ağızlar vardı.

Ve o ağızların tamamı aynı anda açıldı.

Ben çığlık atamadım.

Çocuklardan biri yüzüme baktı.

“Şimdi gördün mü?” dedi.

“Neyi?”

“Joel’in çocuklarını.”

Başımı çevirdim.

Sokağın tamamı çocuklarla doluydu.

Fakat onları çocuk yapan yüzleri değildi.

Hepsinin elleri aynıydı.

Hepsinin parmaklarında aynı küçük kapılar vardı.

Ve o kapıların ardında aynı karanlık.

Aynı ses.

Aynı bekleyiş.

Sonra aralarından biri bana doğru yürüdü.

Diğerlerinden daha yaşlı görünüyordu.

Saçları yoktu.

Gözlerinin altında morluklar vardı.

Boynu çok uzundu.

Elini kaldırdı.

Başparmağını bana gösterdi.

Tırnağının altında bir yüz vardı.

Yüzü tanıdım.

Benim yüzümdü.

Geri çekildim.

Çocuk gülümsedi.

“Sen ilk değilsin.”

“Kimdim?”

“Sen de bir çocuktun.”

“Joel’in çocuğu mu?”

Başını iki yana salladı.

“Joel’den önceki.”

O anda içimde bir şey koptu.

Çocuk yaklaşmaya devam etti.

“Joel çocuk yapmadı.”

Dünyanın sesi kesildi.

“Joel onları buldu.”

Çocuk tırnağını kaldırdı.

“İlk çocuk toprağın altında değildi.”

Tırnağın içindeki yüz gözlerini açtı.

“İlk çocuk gökyüzündeydi.”

Gökyüzüne baktım.

O devasa el hâlâ oradaydı.

Parmağının ucunda küçük bir tırnak vardı.

Tırnağın altında ise bir yüz.

Bir kadın yüzü.

Yüz bana bakıyordu.

Ve o yüzün gözleri benim gözlerimdi.

Nefesim kesildi.

Çocuk kulağıma yaklaştı.

“Joel onu öldürmedi.”

“Ne yaptı?”

“Onu kesti.”

Gökyüzünden bir parça koptu.

Dünyaya düşmedi.

Bize doğru indi.

Bulutların arasından geçerken büyüdü.

Büyüdü.

Büyüdü.

Sonunda bütün şehri kaplayacak kadar büyüdü.

Bir tırnak parçasıydı.

Ve yere değdiği anda bütün çocuklar diz çöktü.

Ben de diz çöktüm.

İstemeden.

Bedenim kendi kararını vermişti.

Tırnak parçasının yüzeyinde bir yazı oluştu.

Yazıyı önce okuyamadım.

Sonra kanın içinden çıkan harfleri gördüm.

İLK KESİK.

Altında ikinci bir cümle belirdi.

İLK ÇOCUK.

Sonra üçüncü.

İLK ANNE.

Ve son kelime ortaya çıktığında gökyüzü tamamen açıldı.

SEN.

Tırnağımın altındaki çocuk o anda ilk kez ağladı.

Ağlaması küçücük değildi.

Bir bebeğin sesi değildi.

Dünyanın bütün kuyularından yükselen, toprağın altında unutulmuş bütün çocukların birbirine eklenmiş nefesi gibiydi.

Elimi yüzüme götürdüm.

Tırnağımın altında çatlak büyüyordu.

Çatlağın içindeki yüz artık küçücük değildi.

Büyüyordu.

Benim yüzüme doğru.

Tırnağın içinden çıkmıyordu.

Tırnağı kendisine doğru çekiyordu.

Derim gerildi.

Parmağımın kemiği sızladı.

Sonra bütün elim.

Sonra kolum.

Sonra omzum.

Kalbim bir anlığına durdu.

O sırada gökyüzündeki devasa el kapandı.

Dünya karardı.

Ve ben karanlığın içinde, kendi bedenimin içinden gelen o sesi yeniden duydum.

“Anne.”

Bu kez cevap vermek istemedim.

Fakat ağzım benden önce açıldı.

“Buradayım.”

Dünyanın altında bir şey uyandı.

Göğün üstünde bir şey doğruldu.

Ve bütün çocuklar aynı anda başlarını göğe kaldırdı.

Ben de kaldırdım.

Gökyüzünün tam ortasında Joel duruyordu.

İnsan biçiminde değildi.

Bir adamın yüzü yoktu.

Bir bedeni yoktu.

Yalnızca iki eli vardı.

Ve ellerinin bütün tırnaklarının altında çocuklar yaşıyordu.

Joel ellerini gökyüzüne doğru kaldırdı.

Sonra tırnaklarını tek tek sökmeye başladı.

Her söktüğü tırnağın ardından gökyüzünde yeni bir kapı açıldı.

İlk kapıdan bir çocuk düştü.

İkinci kapıdan yüzlerce.

Üçüncü kapıdan binlerce.

Dördüncü kapı açıldığında deniz yükseldi.

Beşincide dağlar diz çöktü.

Altıncıda şehirlerin duvarları içeri doğru kıvrıldı.

Yedincide mezarlar açıldı.

Sekizincide bütün insanların elleri göğe döndü.

Dokuzuncuda çocuklar doğmayı bıraktı.

Onuncuda ben kendi tırnağımı söktüm.

Acımadı.

Acımaması daha kötüydü.

Tırnağım avucuma düştü.

Altında hiçbir yara yoktu.

Yalnızca küçücük bir oda vardı.

Odanın içinde bir sandalye.

Sandalyenin üzerinde bir çocuk.

Çocuk başını kaldırdı.

Beni gördü.

Sonra ayağa kalktı.

Kapıya doğru yürüdü.

Kapıyı açtı.

Ve kapının arkasında ben vardım.

O an anladım.

Joel’in cehennemi çocukların yaşadığı yer değildi.

Joel’in cehennemi, çocukların birbirlerinin doğumuna dönüştüğü yerdi.

Ben o odadan çıkmak üzereydim.

Karşımdaki ben de çıkmak üzereydi.

İkimiz de aynı anda birbirimize baktık.

Sonra o bana gülümsedi.

Ve ilk kez onun tırnaklarına baktım.

Hiçbiri yoktu.

Çünkü bütün tırnaklar bendeydi.

Ve gökyüzünden son bir ses geldi:

“Şimdi sıra sende.”

O anda dünyanın bütün tırnakları aynı anda uzadı.



Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar