‘‘Ellerin dert görmesin Uğur Mumcu ! ‘‘Sakıncalı Piyade’’yi yazdığın için ellerine sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık…Kendi yazdıklarıma gülmem. Ama senin yazdıklarını gülerek okudum. ‘‘Acı acı gülmek’’ deyimi vardır ya, işte öyle acı acı güldüm. Bir yazında anlattığın olayın sonunda tıpkı halkımızın ağzıyla‘‘Güler misin, ağlar mısın’’ diyorsun. Yazılarını okurken, içimde, gülmekle ağlamak arası bir burukluk duydum…Bizi acılı acılı güldürdün, düşündürdün. Sağ ol Uğur Mumu !’’-Aziz Nesin
Bir gün güney illerimizin birinden Şeho Bildik adlı bir köylü yurttaşımızı getirip tutuklamışlardı. Şeho Bildik’in suçu devrimci öğrencilere yataklık etmekti. Mahkemeye çıkınca yargıç sormuş: - Anayasa’yı ‘’tağyir, tebdil ve ilga ettin mi? - Efendim? - Oğlum yani savcı diyor ki, Anayasa'yı ‘’tağyir, tebdil ve ilga etmişsin, ne diyorsun? - O dediğinizden hiç yapmadım komutanım… - Yargıç dayanamayıp suçun niteliğini açıklamış. -Oğlum Anayasa’yı ihlal ettin mi? - Yanıt şöyle gelmiş: - Efendim biz köylüyüz, Ne anlarız. Anayasa’dan İhlal edilmişse şehirliler etmiştir.
Küçüklüğümde aklım mahkeme kararlarına takılırdı. Savcı, hukukçu, yargıç hukukçu, avukat hukukçu... Nasıl olur da aynı konuyu ayrı ayrı görürlerdi? Kendim hukukçu olunca bunun yanıtını aşağı yukarı saptayabildim. Fakat böylesine yine de aklım ermiyor. Savcının ölüm cezası istediği bir sanığı yargıç beraat ettiriyor. Suç, siyasal nitelikte ise, nedir bunun kökeninde yatan hukuk mantığı? Bu soruyu sordunuz mu, hep yanlış yanıt alırsınız. Çünkü, bu bir hukuk sorunu değildir. Soru yanlış sorulmuştur. Bu gibi sorunların temelinde siyasal gerçekler yatıyor. Bunun da kökeninde sınıfsal nedenler... Öyleyse olağanüstü dönemlerin yargısal kararlarını, salt hukukun biçimsel kurallarıyla ölçüp tartamazsınız. Çünkü terazinin bir kefesinde siyasal nedenler yerleşmiştir. Ağırlıklar değişmiş, ölçüler değişmiştir.
Küçüklüğümde aklım mahkeme kararlarına takılırdı. Savcı, hukukçu, yargıç hukukçu, avukat hukukçu... Nasıl olur da aynı konuyu ayrı ayrı görürlerdi? Kendim hukukçu olunca bunun yanıtını aşağı yukarı saptayabildim. Fakat böylesine yine de aklım ermiyor. Savcının ölüm cezası istediği bir sanığı yargıç beraat ettiriyor. Suç, siyasal nitelikte ise, nedir bunun kökeninde yatan hukuk mantığı? Bu soruyu sordunuz mu, hep yanlış yanıt alırsınız. Çünkü, bu bir hukuk sorunu değildir. Soru yanlış sorulmuştur. Bu gibi sorunların temelinde siyasal gerçekler yatıyor. Bunun da kökeninde sınıfsal nedenler... Öyleyse olağanüstü dönemlerin yargısal kararlarını, salt hukukun biçimsel kurallarıyla ölçüp tartamazsınız. Çünkü terazinin bir kefesinde siyasal nedenler yerleşmiştir. Ağırlıklar değişmiş, ölçüler değişmiştir.
Önce Demirel hükümetinin sorumluları yargılanmalı, yolsuzluk dosyalarına el konmalı, siyasal suç sanıkları mahkemelere çıkarılmalı, sonra da kurulacak bir "Devrim Partisi" eliyle, başta toprak ve vergi reformları olmak üzere, köklü reformlar yapılmalı, ABD ile imzalanan ikili anlaşmalar kaldırılmalı, yabancı şirketler millileştirilmeli...
Kararı okuyunca ne göreyim? Bunca suçun yanında "komünist düzenin getirilmesinde bayrağın soldan sağa sallanacağını belirtmektedir" gerekçesiyle de mahkum olmaz mıyım? Kararı okurken, yüksek sesle türkü söylemeye başladım: "Soldan sağa, sağdan sola, salla bayrağı düşman üstüne." Ve "Bayraklı sınıf tahakkümünü" kurmaya, orada da devam ettim, yani cezaevi hücresinde.. Tahakküm kurulacaksa, bayraklısından olsun, hem soldan sağa, hem sağdan sola...
"Kemal Paşa girmiş bir Eylül günü İzmir'e. Yerle bir olmuş İstanbul Paşaları. Sonra tarih yazmış: Vahdettin haindir.. Damat Ferit satılıktır... Paşalar uşaktır... Ve halk unutur mu Kemal Paşa'sını! Söyledi türküsünü: Askerinle bin yaşa, Mustafa Kemal Paşa, salla bayrağı düşman üstüne, soldan sağa salla bayrağı düşman üstüne... "
Suç da büyüktü. Bir halk türküsünü yazıda anarak, komünist-lik yapılmıştı. Kaçırır mıydı bunu, koskoca savcı? "Soldan sağa salla bayrağı düşman üstüne..." işte dehşetengiz yazı bu. Savcı, uzun araştırmalardan sonra bu sözde komünizm propagandası olduğunu saptayıp, imzayı basmıştı. Evet yakalamıştı komünisti. Hem de kıskıvrak! Savcı, ciddi ciddi kürsüde bu türküyü okuyor. Beni bir gülmek aldı ki, sormayın. Savcı, esas hakkındaki mütalaasının bu bölümünü okurken, ben de içimden bu Kars türküsünün melodisini mırıldanıyordum: "Nan nan-nan-nam nan-nan nan-nam. Salla bayrağı düşman üstüne." Savcının bu öldürücü darbesi karşısında ne yapmak gerekirdi? Gidip, bu Kars türküsünün plağını alıp, duruşmada bunu çalayım mı? "işte sayın yargıçlar, bu bir halk türküsüdür."