Sevginin parayla ölçülmediği ama çekinmeden harcanan paranın da sevginin varlığına kanıt olduğu zamanlarda yaşıyorduk. Parası olmayan iyi insanlar sevdiklerini duyguya boğuyor, olanlar ise sevdikleri için gerçekten para harcıyorlardı.
Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi.
İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmakla geçiyordu.
İnsanın kendisi hakkındaki bütün gerçekleri bilmesinin iyi bir şey olduğuna ilişkin yaygın kabul gören bir görüş var. Hiç katılmıyorum, iyi bir şey değil, insanın kendisi hakkında her şeyi bilmesi gerekmiyor; öğrenmesi halinde hayatının dengesinin bozulacağı, kişiyi dağıtıp bir daha kendine getirmeyecek gerçekleri bilmemesi çok daha iyi.
Garipti insanlar, sürekli üstlerine vazife olmayan şeyler yapıyorlardı. Sürekli birbirlerinin işine karışıyorlardı. Sürekli birbirlerinin arkasından konuşuyorlardı.
İnsan bu. İyi olması da kötü olması da kendi özüne ve içinde bulunduğu şartlara bağlı. Şartlar kötüleştikçe kötülük de artıyor. İnsanoğlu dayanışmayı içselleştiremiyor bir türlü .