Geleneksel Türk kültüründe evlat, anneye ve babaya 'ait' bir varlık olarak anlaşılırken modern Amerikan kültüründe kendi yaşamı olan, anne ve babadan bağımsız bir 'birey' olarak tanımlanır.
Bir yalnızlık türü vardır ki toplumumuzda bundan pek söz edilmez ve çoğu insan bunun üstünde hiç durmaz. Kendi özünden kopukluğun oluşturduğu iç yalnızlık.
Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. Her kitabın tek tek her sayfası bilgi alemine açılan birer gözedeme deliğiydi. Okudukları açlığını daha da artırdı.
Görgü kurallarının çokluğu karşısında serseme döndü, kibar tabakaya mensup insanların kartvizit kullanımlarının incelikleri arasında yolunu kaybetti. Aramasını bitirdi. istediğini bula mamıştı, ama kibar biri olmaya çalışmanın insanın bütün vaktini alacağını ve görgü kurallarına uygun davranabilmek için evvelden beri buna uygun bir hayat yaşaması gerektiğini öğrenmişti.
Yakışıksız, keyifsiz bir yaşamı vardı. Oysa o zamana kadar bütün çevresiyle birlikte varoluşunu olduğu gibi kabullenmiş, güzel bir şey olarak yaşayıp gitmişti. Kitap okuduğu vakitler dışında asla sorgulamamıştı ki onlar da sadece güzel ama imkansız dünyalara ait hoş masallardı.
Gözleri görmek için yaratılmıştı, ama o ana dek dünyanın sürekli değişen görüntüleriyle dolu ve kendine bak mak yerine dünyaya bakınakla meşguldüler.
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Bu hayatın ötesinde bir hayat yoktu ona göre; hayat o anda ve oradaydı, sonrasıysa sonsuz kör karanlıktı. Oysa kızın gözlerinde gördüğü şey ruhtu ... hiçbir zaman ölmeyecek olan ebedi ruh.
Kişinin mutluluğu fiziki durumundan çok beynindekilere bağlıdır. Görme duyusu ve bütün organları sağlam olduğu halde fizikolojik sorunlar içinde umutsuz yaşayan insanlar bulunduğu gibi, tamamen kör olup da hayatı son derece üretken ve mutlu geçen insanlar vardır.
Müslüman olsun olmasın, insana yapılan her türlü haksızlık kul hakkı yemektir. Bütün dinler gibi İslamiyet'in de bu konuya önem vermesinin nedeni, kul hakkı yemenin yalnızca kişilere değil, top-luma da zarar veriyor olmasıdır.
Nasıl bir insan sigaranın ya da alkolün zararlı olduğunu bile bile vazgeçemez, bağımlı hale gelirse bazı insanlar, aileler, şirketler, toplumlarda onlara zarar veren tanımlama sistemlerine bağımlılık geliştirmişlerdir, bırakamazlar.
Biyolojik olarak yaşıyor olduğunu bilmek, yaşamının bilincinde olmak anlamına gelmez. Yaşamın sorumluluğunun bilincine varmış bir insan, kültür robotu olmak yerine bir şahsiyet olmayı hedefler. Bu kişi anlam çerçevesini kendisi oluşturmuştur ve bilinçli yaşar."
Kendini keşfetmek kolay değildir, bazen yıllar alır. Çoğu insan kendini keşfedemeden ölür gider. Kendini bir tarafa itip başkalarının beklentilerine göre yaşamak çoğu kimseye kolay gelir. Ne var ki, kendisiyle ilişkisi kopuk yaşayan insan eninde sonunda bir iç yalnızlığa gömülür."
Kendi yolculuğumuzu yapmak için buradayız; bu yolculukta kendimiz olabilme cesaretini bulmamız kolay değildir, ama kendimiz olmadan yaşamımızdaki hiçbir şey anlamını bulamaz.
Kendini iyileştirmeye dair bütün inançlarını yitirmekten korkuyorsun epeyce zamandır. Bir de birine inanmaktan. Birine kalbinin her zerresiyle inanmaktan.
Kaçtıkça bütün duvarlar aynı oluyor yüzüne. Her yerde kendini görüyorsun. İnsanların yüzleri kitapların sayfaları pencereler perdeler ayna oluyor yüzünü nereye çevirsen kendine bakar gibisin. Hafızanın sinsi bir oyunu bu; kendi hayaletine yakalanmak.
Her insanın kendisine öfkelenme, kendisiyle kavga etme ve kaybetme hakkı vardır. Yoldan çıkmış, günahkâr bir dervişim ben. Kefâret niyetine bir umutsuzluğa tutundum: Seni seviyorum
Yeniden dirilmeye dair inancın tevekkülünü, sabrını, metanetini güçlendirse de ruhu ölmüş birinin dipsiz bir karanlıkta çürüyeceğini ve orada unutulacağını biliyorsun. Çünkü insana bulaşan en büyük lanet, unutulmaktır.
Hayatın bilgisine erişebilmek için, anlamsızca karalanmış sayfalara bakıp duran, okumayı yeni sökmüş bir çocuksun. Harfleri tanımaya başladıkça kirlendin, kalbin katılaştı. Harfleri tanımaya başladıkça, anlamsızlığın farkına vardın. Karanlık bir gecede düştüğün çölün ortasında sığınabileceğin bir mağara aradın, meleklere inandın, kadere inandın, ahiret gününe inandın ve böylece parçalanmaya yüz tutmuş kalbini yatıştırdın.