Çevremizi saran bu karanlık... Ve karanlığın içindeki bu ışık... Gece, tüm sıkıntıları bir yük gibi taşırken aynı zamanda etrafına ışık saçıyordu. Onca yüke rağmen yıldızlar parlamaktan, karanlığın içindeki ışık olmaktan bir an olsun vazgeçmemişti. Peki biz insanlar bu ağır yüklerin neresindeydik? Kaldırabiliyor muyduk onca yükü, yoksa sadece boş mu vermişiz her şeyi? Derin bir boşvermişlik... Hayat da bu değil miydi zaten? Yarısı gerçeklik, yarısı derin bir boşvermişlik... ?— Kimsin? — Sen kimsin? Ben gölge, diğer adıyla Çağrı. — Eee, bu ne demek yani... — Dostum, amma unutkan çıktın! Beni sen çağırdın. O günü hatırla. — Hatırlamak istemiyorum. — Çağrııı! Hayır Çağrı, kalk! Bunu nasıl yaparsın, toprak... — O hasta, gece hasta... Bipolar bozukluğu olan bir hasta. Özür dileriz. — Sizin özrünüz bana Çağrı'yı geri getirebilir mi? Sizin dikkatsizliğiniz benim acımı dindirebilir mi? — Ama anlayamıyorum dostum, neden bir gölge, neden bir insan değil? Gerçekten anlam veremiyorum; bir insan bir gölgeye neden bağlanır ki? — Çünkü sen benim zihnimde uyandırdığım Çağrı'sın. Onun hayaletisin ve benim zihnimdeki benim Çağrı'msın. İnsanlar beni yargılarken sen yargılamadın. Şimdi sor hadi, niye diye, hadi hadi? — Tamam dostum, nereye? — Nereye Çağrı? — Olamayan duygularına tabii ki... — Bunca yalan içerisinde en gerçekçi olan şey, sana hissettiğim duygulardı.