Aramızda iki adım bir örümcek telaşı Bizden mi yoksa kendinden mi korkusu Sığındığı o kadim mağaraya dönüyor pabuçları
Şakağımda körüklenen mazinin meşalesi Boğazımda sert düğümden öpüyor hasret Buz kesiyor elim, kolum ve alnım Beş yaşında ben o kırık aynalardan geçiyor
Senin sesinde kanatlanan gamzelerin bekliyor Neşeli küpelerin sallanıyor haylaz güzelliğinde Nasıl da asıldı o masum o çocuk yüzüne Kaderin çelme taktığı o yorgun talih
Aramızda tek bir adım ve miratın tozu Alnımız kırışık, bakışlarımız donuk Sessiz bir lisan nabzımızın kuytusunda inliyor
Saçlarında yarım kalmış bir makas izi Kadife montun cebinde yumruk ellerin Buruk kahve gözlerinde tüten o mahzun cemre Gücü var mı ki şimdi düşmek için toprağa
Benim de patlar nice yumruk avuçlarımdan Acıyan ve şaşıran yorgun ellerim Aklımın bir köşesinden çekiştiriyor rüya Bırak gizlide kalsın, çıkarma beni kınımdan
Boş salıncak bulmaktı meğer tüm sevincimiz Hadi otur çocukluğum sadece dinle Yaprak hışırtıları… karışıyor bak dünden bu güne Daha hızlı, daha hızlı... En göğe!