20. yüzyılın en büyük Alman romancısı Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında, Buddenbrooklar, Büyülü Dağ ve Doktor Faustus gibi büyük romanların yanı sıra Venedik’te Ölüm’ün de benzersiz bir yeri vardır. 1929’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Mann, 1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yayınlanan Venedik’te Ölüm adlı bu uzun öyküsünde, `sanatçının trajik çıkmazı`nı işler: Yorucu bir çalışmanın ardından gerilimlerinden kurtulmak için Venedik’e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Salgın hastalık kenti sarınca da, tutkularına yenilerek ölüm isteğine teslim olur. Aşk ve ölüm simgeleri, Mann’ın yazarlık yaşamında bir dönemi kapayan bu yapıtın derin duyarlılığının temel öğelerini oluşturur. Güzellik, belki de sanat, yaşamı yok edici bir işlev yüklenir. Luchino Visconti’nin sinemaya da uyarladığı bu ölümsüz romanı, Behçet Necatigil’in ölümsüz çevirisiyle sunuyoruz.
Venedik' te Ölüm- Thomas Mann Yorum: 1912 'de yayınlanan bu kitap yazarın gerçek yaşamından çok etkilendiği bir olayın esinlenmesiyle yazılmış bir eser. Yazar 1911 yılında Venedik' te eşiyle birlikte yaptığı Venedik seyahati kolera salgını ile yarıda kalır. Ancak yarışa kalan sadece tatili değildir. Essiz güzellikteki ( ya da yazarın öyle gördüğü) bir erkek çocuğunu Yunan mitolojisindeki tanrılara benzetir ve bu kitap ortaya çıkar. Kitabın konusunuda açıklamış olduk aslında. Ve tabi sonundaki kolera salgınını da kendi yorumuyla aksettirmiş bizlere. 1929 yılında Nobel ' de alan ünlü yazarın kitabının çevirisini yine ünlü bir isim yapmış . Ünlü şair Behçet Necatigil 'in çevirisi de oldukça iyi ve profesyonelce yapılmış. Gel-gelelim kitaba. Yazarın kendine has virgüllerle ayırmak zorunda kaldığı uzun ve yoğun betimlemelerine, tarzına bir şey soyleyebilecek yetkinliğim yok. Haddimde değil zaten. Lâkin ben salgın içinde duygu romanı bekliyordum yoğun duygular içinde salgın romanı çıktı. Kitabın dörtte biri bile salgını anlatmıyor. Oysa kitabı anlatanlar , yorum yapanlar öyle söylememişti. Bu anlamda biraz hayalkırıklığına uğradım. Bunun dışında yöneticilerin ilgisizliği ve gerçekleri gizleme çabası tıpkı şu anda yaşadığımız Korona hastalığında olduğu gibi Italya 'yı ve daha bir cok ulkeyi trajik sonuçlarla bırakmış. Geçen 100 yıldan fazla zamana ve teknolojik gelişmelere rağmen bugün bile vurduyduymazlık nedeniyle yaşamak zorunda kaldığımız acılar romanın ana temâsı bence. Ve yazarın yüz yıl geriden gelip bugünü anlatması sanatın evrenselliği olduğu kadar yazarın ilerigörüşlülüğünü de gösteriyor aslında. Tavsiye eder miyim? Tabiki ediyorum.