Usta yazarın belki de en etkileyici yapıtı olan, sinemaya da uyarlanmış Körlük, toplumsal yaşamın nasıl bir vahşete dönüşebileceğini müthiş bir incelikle gözler önüne sererken, insana dair son umut kırıntısını da bir kadının tek başına örgütlediği dayanışma ve direniş örneğiyle sergileyen unutulmaz eserler arasında yerini almıştır.
(...)şimdi hepimiz eşitiz, hem iyinin karşısında hem de kötünün, lütfen bana neyin iyi, neyin kötü olduğunu sormayın, körlüğün bir istisna olduğu zamanlarda bir eyleme geçmek zorunda kaldığımız her defasında iyiyle kötüyü bilirdik, doğru ve yanlış bizim sadece başkalarıyla olan ilişkimizi anlamamızın farklı yollarıdır (...)
Düşünsene, bir zamanlar gözü kapalı inip çıkabildiğin merdiven bu, basmak kalıp sözler böyledir işte, anlamin içerdiği bin türlü inceleye karşı duyarsızdırlar, mesela bu söz, gözlerini kapatmakla kör olmak arasındaki farkı yok sayıyor.
Neyse ki, insanlık tarihinin gösterdiği gibi, kötü bir şeyin beraberinde iyi bir şey getirmesi de ender değildir, iyi şeylerin kötü şeyler getirdiğinden ise daha az söz edilir, dünyamızın çelişkileri böyledir işte (...)
(...) sözcüklerin işe yaramadığı durumlar vardır, keşke ben de ağlayabilseydim, her şeyi gözyaşlarımla söyleyebilseydim, anlaşılmak için konuşmak zorunda olmasaydim.