Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonları ile karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.
Bilim bize yaşamla ölüm arasındaki gri alanın gizemli bir yer olduğunu söylüyor. İki durumda da olmadığımız bir nokta var. Belki de iki durumda birden olduğumuz. Hem hayatta hem de ölü. İki durum arasında olduğumuz bu anda, her zaman değil, yalnızca bazen, kendimizi yalnızca öyle ya da diri değil, evrensel dalga fonksiyonuyla uyum içinde gerçekleşebilecek bütün kuantum olasılıkları deneyimleyebilecek, gecenin birinde Longyearbyen'daki bir mutfakta bu şekilde sohbet de edebilecek, Schrödinger'in kedisi misali bir şeye dönüştürüyoruz..
Direnmek gücüne sahip olanlar başkalarından farklı değildir. Aradaki tek fark, onların aklında belli bir hedef olması ve o hedefe ulaşmaya kararlı olmalarıdır. Direnme gücü, dikkatimizin kolayca dağılabildiği bir hayatta odağımızı koruyabilme yeteneğidir. Bedenimiz ve zihnimiz sınıra dayandığında bile yaptığımız işi yoğunlaşmayı sürdürmek, dikkatimizi dağıtmadan, etrafa bakıp birilerini bizi geçebileceğinden endişe etmeden kendi kulvarımızda yüzmeyi sürdürebilmektir...
Benim en sevdiğim taş, kaledir. Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın, filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilirsin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimiz gibi bir şey değildir.
Belki de halim yoktu. Belki hiçbir hayatımda halim yoktu. Yani, belki de ben böyle biriyimdir. Bir denizyıldızı bütün hayatlarda denizyıldızıdır. Denizyıldızının uzay mühendisi olduğu bir hayat yoktur. Belki benim de hiçbir hayatımda bir şey yapacak halim yoktur.