Kitaplar hastalıkları iyileştirmez, cellat ordusuna karşı silah olarak kullanılmaz, mideyi doldurmaz, susuzluğu gidermez. Doğru kültür, bir insanın hayatta kalması için gerekli değildir, yalnızca ekmek ve su gereklidir. Yiyecek ekmeği, içecek suyu olduğu sürece bir insan hayatta kalır ancak yalnızca bu biçimde olursa bütün insanlık ölür. Bir insan güzellik karşısında duygulanmazsa, gözlerini kapatıp hayal gücünün çarklarını döndürmezse, soru soramazsa, cehaletin sınırlarını kavrayamazsa bir kadın ya da erkek olabilir ancak insan değildir (...)
Gerçekten seçim yapılabilir mi, yoksa kaderin darbeleri, yemyeşil bir ağacı kuru oduna çeviren balta darbeleri gibi, istemesen de seni değiştirir mi (...)
Bazı kitaplar vardır dünya üzerindeki en kötü şeyleri yüzümüze öyle bir çarpar ki tok yemişten farksız olursunuz, nefesiniz kesilir, boğazınız düğümlenir, midemiz bulanır ve kalbimiz sıkışır.
Buna rağmen ufacık umutların nasıl büyük bir çığa dönüştüğünü görünce azıcık da olsa kalbinize su serpilir ama hala içiniz buruktur.
Bu kitapta tam böyle bir kitap, bu kitapta Yahudi soykırımının ve toplama kamplarının nasıl bir yer ve nasıl bir şey olduğunu, büyüklerin dahil küçüklerin özellikle küçüklerin eğitim alabilmesi ve onlar için değerli üç beş şeyi ve kitapları nasıl koruduklarını anlatırken en çokta onca insanın nasıl hayatından olduğunu görüyor insan.
Evet büyük küçük yaşlı hayvan hiç kimse öldürülmemeli evet ses çıkarmalı insan ama sonuç değişmediğin de bunlar hala en ufak saçma nedenin arkasına saklamaya çalışarak göze sokarak yapılınca insan gerçekten çaresiz hissediyor.
Bu yüzden hep derim bu dünyayı çocuklar yönetmeli, en azından onların yönettiği bir dünya bu kadar zalim olmaz ama bunu bile bozacak olan yetişkinlerin olması bile çok kötü. Bu kitap'ın etkisinden çıkabileceğimi sanmıyorum, çıkabilsem dahi hatırlayacağım bir kitap.