Bir bekleyiş esnasında beklemediğim ama beklediklerimden daha efsunlu bir güzellikte sona erdi 👏 Sabırla okunursa sabrın mülafatını verecek bir roman 😊
Kitabın bittiği dün geceden. Son sayfalar hanımı araçta beklerken bitti. Gülle başlayan kitap gül yüzlü çocukların tebessümü ile bitti. Salih Erayabakan'ı ilk defa okuyorum. Başka bir eserini daha okumam gerektiğini düşünüyorum. 😊
Yıllardır dergicilik macerasında beraber yürüdüğümüz kıymetli dostum Mete Almalı'nın ilk kitabı çıktı. Editörlüğünü yaptığım "Nüfus Dairesi" kitabı için yazdığım arka kapak yazısını inceleme olarak sizlerle paylaşmak diliyorum: "İsimler neden verilir? Gökyüzünden emanet aldığımız ilk nefesten itibaren kocaman evrende bir yer edinebilmek için, öyle değil mi?"
Nüfus cüzdanlarında soğuk birer mühürden ve birkaç satırlık veriden ibaret görünen hayatlar, aslında hangi yangınları, hangi pişmanlıkları ve hangi sessiz çığlıkları saklar?
Mete Almalı Nüfus Dairesi’nde resmi evrakların soğukluğunu, insan hikâyelerinin yakıcılığıyla kırıyor. Taşranın tozlu yollarından bürokrasinin gri koridorlarına, bir öğretmen lojmanının yalnızlığından el arabacılarının ekmek kavgasına uzanan geniş bir coğrafyada "sıradan" görünenlerin sıradışı iç dünyalarına ayna tutuyor.
Nüfus Dairesi sadece bir öykü kitabı değil; kimliğimizin arka yüzünde silikleşmiş o vesikalık fotoğrafların, "biz"i oluşturan gürültülü sessizliğin hikâyesidir.
Sıranız geldiğinde numaratörde yanan sadece bir rakam değil yaşanmış bir ömür olacak.
Editörlüğünü yaptığım "Dar Kapı" için yazdığım arka kapak yazısını inceleme olarak paylaşmak diliyorum: “İnsan kendisi için derin bir bilmecedir.”
Şaidin Büyükbayram, Dar Kapı’da okuru, gerçekliğin sınırlarında dolaşan, tekinsiz ama bir o kadar da tanıdık dünyalara davet ediyor. Bu dünyada insanlar, yüzlerini birbirine değil, ellerindeki aynalara dönüyor; hayatı sadece kendi akislerinden izleyerek geri geri yürüyorlar.
Burada modern zamanın gürültüsü bir "ses" olup insanın üzerine çullanırken kurumsal kulelerin yer altı dehlizlerinde çalışanlar, belleklerini bir kaska teslim edip kendi ölümlerini gazetelerden okuyorlar. Bazen bir kapı sahibini odasına hapsedip onunla inatlaşıyor; bazen de bir deniz “mutlu ölmek” isteyenlere hayatın o sert ve tuzlu tokadını atıyor.
Şaidin Büyükbayram; kanserle savaşan küçük bir kızın şiir dolu umudundan sakat bir atın kaderini paylaşan Mustafa’nın yalnızlığına, kendi kapısının önünde bekleyenlerden içindeki boşluğu bir kuş yuvasıyla doldurmaya çalışanlara kadar insan olmanın kırılgan hallerini büyük bir hassasiyetle işliyor.
Dar Kapı sadece bir öykü kitabı değil; insanın kendine, ötekine ve hayata ördüğü duvarların, taktığı maskelerin ve maskelerin ardındaki sessiz çığlıkların bir dökümü.
Hepimiz bu kapının önündeyiz. Ve belki de asıl mesele kapıdan geçmek değil eşikte beklemeyi bilmektir.
Sonsözü çoktan yazılmış bu dünyada, roman nerede duruyor?
Edebiyat eleştirisinin deneyimli sesi Hasan Öztürk, bizi mitolojinin destan kahramanlarından modernizmin kayıp adamlarına; totaliter rejimlerin gölgesindeki yaratıcılıktan, kadın sanatçıların varoluş mücadelesine uzanan büyüleyici bir yolculuğa davet ediyor.
Dünyanın Romanını Okumak, sadece okunmuş romanların bir dökümü değil; binlerce yıllık insanlık deneyiminin, dilin ve tarihin iç içe geçtiği bir düşünce laboratuvarıdır.
Öztürk, kadim zamanların unutulmuş bilgesi Hay bin Yakzân’dan modern dünyanın körleşen aydını Kien’e, Don Kişot’un doğuş anından Üstat ile Margarita’nın şeytanî başkaldırısına, her bir eseri derinlemesine analiz ediyor.
Hasan Öztürk’ün eleştirel denemeler toplamı olan bu son eseri, edebi metinlerin sunduğu “durumun ruhuna inen” bilgiyi arayanlar için bir pusula. Öztürk, romanların yalnızca birer hikâye olmadığını; insanın varoluş kaygısı, iktidarın gölgesi ve özgürlük arayışı gibi evrensel temaların birer aynası olduğunu gösteriyor.
Sözün özü Dünyanın Romanını Okumak, dünyayı okumaktır.
Yüzeysel okunup geçilemeyecek bir öykü kitabı. Adını en çok da öykülerin sonlarında hak ediyor. Tuhaf ve üzerine düşünülmesi gereken sonlara sahip her bir öykü. Öykü okumaları yapanların es geçmemesi gereken bir eser.
Baştan sona "oruç" yazılarıyla inşa edilmiş muazzam bir yapıt. Sezai Karakoç'un farklı zaman ve mecralarda yazdığı oruç yazılarından oluşan kitaptaki her bir yazı öylesine bir edebi zevk ve ibadete şevk sunuyor ki, Ramazan ayı girmeden okumak nasip olduğu için kendimi bahtiyar sayıyorum. Aheste aheste, tefekkürle okunmalı.
Orucun ilk günü, kararmaya yüz tutmuş kalbte küçücük beyaz bir benektir, ilk günkü hilal gibi ince bir göz kırışığıdır. Kalbin bir ucunda başlayan bir ağartıdır. Fakat ay nasıl gökte gün gün büyür, ilkin bir nar, bir kalb büyüklüğüne erer, sonra daha da büyüyerek göğdeleşirse, orucun ağartısında, günler ilerledikçe, bütün kalbler bir ayna gibi aydınlanınca, birbirlerinde yansıyarak İslam topluluğunun ruhunda dışardan gelip onları ayıran zarlar ve kabuklardan kurtularak kaynaşacaklar ve bir tek kalb haline gelecekler.
Gençlik ve olgunluk çağı oruçları, her yıl geçtikçe, bir parça daha insanın tabiatını materyalist çerçeveye mahkum olmaktan kurtarır. Her olaya «fayda» açısından bakmayı yasaklar oruç. Hükümlerinde «başkacı» yapar insanı.
Çocuğun en çok zoruna giden davranış cezalandırılmamaktır. Ağır bir cezaya gönlü hiç razı olmaz ama, hafif atlatılan bir cezayı, cezalandırılmamadan yeğ bulur. Aristokrasinin hüküm sürdüğü çağlarda, asil olmayan birinin hareketlerinin, düello sebebi olmaması gibi, cezalandırılmamakta insan yerine konmama kendiliğinden vardır. Çocuk bir aristokrattır.
Peygamber Efendimiz'in annesiyle Yesrib'e ziyaretinden başlayıp Hz. Hatice ile tanışmasına kadar geçen zamanı konu edinmiş bu ikinci kitap. Seriye vesile olanlardan Allah razı olsun. Çok kıymetli bir çalışma. En kısa zamanda üçüncü kitabı da temin edip okumak istiyorum. Hem seriyi hem de Aile Yayınlarını yakından takip edeceğim.
Çizgi roman ve manga seven nesil için gerekli olan dini eser ihtiyacına harika bir karşılık olmuş. Peygamber Efendimiz'in hayatı manga kültürüne uygun bir şekilde hazırlanmış. İlk kitap Fil Vakası ile başlıyor ve Peygamber Efendimiz'in ikinci yaşına kadar devam ediyor. İkinci kitabı da hızla okumak istiyorum.
Son birkaç yılda bu hususta çalışmalar artıyor. Bunları görmek, şahit olmak çok güzel. Bu hizmet umarım karşılık bulur ve benzer eserlerin sayısı ve niteliği hızla artar.
Hayatımıza öyle ya da böyle etkisi olan birçok düşünce akımına dair en temelden detayına kadar tanımlama, örneklendirme, izah ve kıymetli yazarlardan alıntılarla hazırlanmış faydalı bir eser.
Daha fazla kazanmak için çekilen onca zahmet neticesinde elde edilen mutsuzluktan başka bir şey değildir. Sürekli üretim ardından sürekli tüketimi getirmektedir. Gözünü yükseklere diken insan kazandıkça harcayan harcadıkça kazanan; mutsuz oldukça tüketen, tükettikçe mutsuz olan kısır bir döngünün içine girmektedir.
Şair, geleceği bugüne çeker. Bizden bir kaç yüz yıl ilerde yürür. Ülkümüzün, geleceğin yüzüne işlenmesini istiyorsak -ki bundan başka kaygı kaygı olmağa değmez ve yaşamak bunun için olursa bir anlamı var demektir-, onu, bugünden, şirin ve edebiyatın, sanatın, kültürün malı yapalım. Çünkü, bugün şiir ve edebiyata giren, yarın, hayata girecektir.
İslam, yeni çağ medeniyetini açmıştır. Bu çağın özelliği mücerrede doğru yürümektir. Bunun içindir ki, islamın en gelişkin sanatı, edebiyat olmuş ve şiir alanının en büyük anıtları islam şairleri tarafından dikilmiştir.
Hafızlık ve hafızlığa niyet etmek, bu yola çıkmak ancak bu kadar güzel hikâyeleştirilebilirdi. Öylesine özenerek okudum ki, hem yazan kaleme hem de yola çıkan Asım'a. Rabbim inşallah bana da böyle bir evlat nasip eder, dedim defalarca. 🌿