Balkona serilmiş kilimin iki karesini dolduruyorum üzerine oturunca. İki kareye sığıyor, iki cepheye bakıyor bakışlarım. Dizlerimi kucağıma alıp sarılıyorum, uzun yoldan gelmişler gibi. Başımı yaslıyorum yorgun diz kapaklarıma. Yazın en güzel ayı haziran olmalı dostlar. Hazırlan diyor sanki bütün kuşlar ve dere kurbağaları; "artık üşemeyecek, kat kat giyinmeyeceksin. Güneş her sabah pencerene uğrayayıp, bütün sesler ilham olacak sana." Akşam olunca karşılıklı lafa tutuşuyorlar. Ağaçlar hışırtıyla ses veriyor doğaya. Taç yapraklarının melodisini karanlıkta sallanırken duyabiliyorum. Belki de sokak lambasının oyunu bütün bunlar. Oysa ben tüm bunlardan ziyade, balkon ipine mandalla sıkıltırılmış gömlek gibiyim. Renkli ve kareli. Rüzgar biraz sert esse başımı döndürüyor. Elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırıyorum. Bir havluya sarılıyorum, bir eteğe... Öyle ya da böyle tutunuyorum iplere bir şekilde. Balkon demirlerinin soğuk gövdesinde dinleniyorum biraz. Neden demirlerin bu kadar soğuk olduğunu daha iyi kavrıyorum. Güçlü olmak var çünkü işin ucunda. Bir balkonu, bir binayı, bir kalbi idare ediyorlardı sonuçta. Kim bilir pamuktan bir kalbin demirden bir kalbe ihtiyacı vardır belki de...