1. Bölüm

Hikaye

6 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
BİR KORSANIN HİKAYESİ

Mehmet’in hikâyesi, altı yaşında kırılan bir kupayla başladı.
Annesinin çeyizinden kalma, çatlakları yaldızla kapatılmış o kupa, evde “değerliymiş gibi duran” tek şeydi. Ev sessizdi. Yoksulluk sessizdi. Mehmet sadece su içmek istemişti.

Kupanın kulpu terli parmaklarının arasından kaydı.
Porselen yere çarptığında çıkan ses, evdeki her şeyden daha yüksekti. Sanki sadece kupa değil, evin sabrı da kırılmıştı.

“Yine her şeyi mahvettin!”
“Dokunduğun her şey dağılıyor, her şey!”

Tokat geldi. Sertti. Ama asıl sert olan tokadın kendisi değil, ardından gelen bakıştı. Sanki Mehmet hata yapmamıştı; kendisi hataydı.

O gün mahallede yeni bir lakap doğdu.
Bu lakap, ağzından laf kaçıran anlamında değildi.
Bu, gittiği yere talihsizlik getiren anlamındaydı.

O günden sonra ona şöyle dediler:

Uğursuz.


---

Çocukluk ve Toprak

Yıllar geçti. Mehmet on bir yaşına geldiğinde elleri nasırlıydı. Tarlaya babasıyla giderdi. Konuşmak gereksizdi. Babası sevgiyle değil, emirle konuşurdu. Mehmet için çocukluk, güneş altında terlemek demekti.

Tarlaya bazen kasabada herkesin çekindiği adamlar gelirdi. Kara Hasan’ın adamları. Gölge gibi dururlardı. Sesleri azdı ama varlıkları her şeyi değiştirirdi. Mehmet onları korkuyla değil, hesaplayarak izlerdi.

Bir gün bir çocuk Mehmet’e bilerek omuz attı. Herkesin gözü önünde. Mehmet yere düştü. Eski Mehmet olsaydı özür dilerdi. Ama içindeki bir şey o gün sustu.

Ayağa kalktı. Yumruk attı.
Ne doğruydu, ne kahramancaydı.
Ama geri çekilmedi.

Kara Hasan bunu gördü.
Ve Mehmet’in hayatında ilk kez biri ona “kırık” değil, tehlikeli gözüyle baktı.


---

Kara Hasan’ın Çetesi

Mehmet on üç yaşındayken çeteye girdi.
Kimse ona çocuk gibi davranmadı. Çünkü çetede çocukluk yoktu.

İlk işleri basitti:
Haber taşımak.
Nöbet tutmak.
Borç takibi.

Ama Mehmet’in asıl işi izlemekti. Kim korkuyor, kim yalan söylüyor, kim kime sırtını dönmeye hazır… Hepsini kafasına yazdı.

Çetede ona artık bir isimle sesleniyorlardı:

Uğursuz.

Çünkü girdiği yerde ya kavga çıkıyor, ya işler sarpa sarıyordu. Kimse bunun nasıl olduğunu tam bilmiyordu. Ama onun varlığı bile insanları tedirgin ediyordu.

Kara Hasan isyankâr bir adamdı. Ama bu isyan adalet için değil, güç içindi. Ateş başında sık sık şunu söylerdi:

“Bu topraklarda ya ezerler, ya ezilirsin.”

Mehmet bu sözü emir gibi değil, hayat kuralı gibi benimsedi.

Bir gece Kara Hasan onu yanına çağırdı:

“Sen karada çürürsün.
Seni denize yollayacağım. Orada ya kaybolursun ya da başka bir şeye dönüşürsün.”

Mehmet başını salladı.
O an, karanın onun için bittiğini anladı.


---

Liman

Liman kirliydi. Gürültülüydü. Kokuyordu. Ama Mehmet için liman, sıfırlanmak demekti.

Bir yük gemisine verildi. Resmi tayfa değildi. Ama her işi yaptı.

Güverte yıkadı.
Halat taşıdı.
Bağırıldı.
Aşağılandı.

Sustu.

Ama susarken öğrendi. Rüzgârın yönünü. İnsanların ne zaman yalan söylediğini. Kimin korktuğunu, kimin saldıracağını.

Bir kaptan ona bir gün şöyle dedi:

“Bazı adamlar fırtına gibidir. Gelmeden önce hava kararır.”

Mehmet cevap vermedi.
Ama o söz, onun için söylenmiş gibiydi.


---

Denize Açılış

Zamanla korsan gemilerine geçti.
Kurallar daha azdı. Risk daha fazlaydı.

İlk başta geri durdu.
Sonra denizde geri duranların silindiğini gördü.

Ganimet aldı.
Emir verdi.
Planlarda yer aldı.

Adı yayıldı.
Ama lakabı değişmedi:

Uğursuz.

Çünkü girdiği yerde ya bir isyan çıkıyor, ya bir gemi batıyor, ya işler ters gidiyordu. İnsanlar onun şanssızlık mı, yoksa felaket mi getirdiğini bilmiyordu. Ama onun olduğu yerde hiçbir şey eskisi gibi kalmıyordu.


---

Yükseliş

Mehmet artık küçük işlerin adamı değildi. Rotaya karışıyordu. Kimin gemide kalacağına dair söz söylüyordu. Tayfa ona bakarken sadece emir değil, tehlike görüyordu.

Geceleri güvertede tek başına kaldığında, altı yaşındaki hâlini düşünürdü. Kırılan kupayı. Annesinin bakışını. Babasının tokadını.

Kendi kendine fısıldardı:

“Ben uğursuz doğmadım.
Beni böyle yaptılar.”

Ama bu düşünce içini iyileştirmedi.
Sadece sertleştirdi.


---

Çürüme

Zamanla yaptıkları ağırlaştı.
Ama vicdanı sessizleşti.

Her şeyi “gerekli” diye adlandırdı.
Her şeyi “denizin kuralı” yaptı.

Rüyalarında hâlâ evini görürdü.
Toprak kokusunu.
Kırık kupayı.

Uyandığında güverteye çıkar, denize bakardı.
Çünkü deniz hatırlatmazdı.
Deniz sadece alırdı.


---

Büyük Sefer

Son sefer büyük bir yolculuktu.
Gemi eskiydi.
Tayfa yorgundu.

Gökyüzü kapandığında herkes hissetti:
Bu sefer farklıydı.

Rüzgâr yükseldi.
Dalgalar büyüdü.
Direkler inledi.

Gemi sanki sadece su değil, geçmiş de alıyordu içine.

Mehmet bağırdı. Emir verdi. Düzen kurmaya çalıştı.
Ama deniz düzen tanımaz.


---

Deniz Dibi

Gemi yana yattı. Su hızla doldu. Adamlar kendini denize attı. Bazıları bir daha görünmedi.

Mehmet bir tahta parçasına tutundu. Etraf karanlıktı. Gökyüzü yoktu. Karada kalan hiçbir şey yoktu.

O an güç düşünmedi.
Korsanlığı düşünmedi.
İsmini düşünmedi.

Bir kupayı düşündü.
Ve o kupayla başlayan her şeyi.

Tahta elinden kaydı. Su soğuktu. Sessizdi.

Mehmet denizin altına çekilirken son düşündüğü şey şuydu:

“Ben uğursuz değildim.
Beni uğursuz yapan hayat oldu.
Ben de uğursuz gibi yaşadım.”

Deniz onu aldı.
İsmini de.
Lakabını da.

Ama geriye şu kaldı:

Uğursuz, denizi fethetmedi.
Deniz, Uğursuz’u yuttu.


---

**Dikkat: Hatalar olabilir.**
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar