"DENİZE DOĞAN GÜNEŞ" (Aşk romanı)
Yazar: ELŞEN İSMAİL *** *** *** "Yine hayallere mi daldın, Deniz?" diye sordu babası masasının arkasına geçerek. Sesi kuru ve duygusuzdu. "Bugün Melis’le görüşmelisin. Babasıyla büyük bir anlaşma im...
7. Bölüm

BÖLÜM 7: KİRLİ OYUNLARIN GÖLGESİNDE…

6 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
İstanbul’un üzerine çöken gergin hisler yaratan gri sis, Boğaz’ın sularını bile karartmıştı. Şehrin lüks semtlerindeki gökdelenlerin en üst katlarında şampanyalar patlatılırken, arka sokaklardaki rutubetli duvarlarda sadece intikam ve hayatta kalma mücadelesinin izleri vardı. "Demiryolu Holding"in yönetim katında, devasa camların ardında Mithat (Deniz’in babası) ve Serhat, kentin kaderini belirleyecek olan o "büyük ihalenin” haritası üzerinde çalışıyorlardı. Ancak bu sadece bir iş görüşmesi değil, kanla mühürlenmiş bir ittifaktı.
Mithat, elindeki altın işlemeli dolma kalemi masaya bıraktı. "Bu ihale bizim için bir dönüm noktası, Serhat. Eğer o yolu biz yaparsak, bu şehrin anahtarı elimizde demektir. Ama polis hala o 'kaza' dosyasını kurcalıyor. Devran Akyürek’in ölümü bir kaza olarak kalmalıydı."
Serhat, dudağının kenarıyla alaycı bir şekilde gülümsedi. "Mithat Bey, ölüler konuşamaz. O gece Ahmet ve Behram gerekeni yaptı. Kimse o polisin asfalta neden yapıştığını ispatlayamaz. Şimdi tek sorunumuz, o dosyayı devralan yeni adam: Başkomiser Devran. Herif tam bir baş belası."
Mithat pencereye dönüp aşağıdaki ışıklara baktı. "Oğlum Deniz ve o kütüphane faresi kızın (Güneş) bu işlerin kokusunu almasına izin veremeyiz. Deniz’in atölyesi, sanat tutkusu... Hepsi birer paravan. Onları bu 'kirli' dünyadan uzak tut, ama kontrolün altında tut. Gerekirse Ahmet’i kullan."
--------------------------------------------------------------------------------
Aynı saatlerde, emniyetin loş ışıklı koridorlarında, ağır bir deri ceketin içinde devleşen bir figür yürüyordu. Herkesin Başkomiser Devran olarak tanıdığı karizmatik ve bir o kadar da korkulu rüya gibi görünen polis elindeki dosyayı masasına fırlattı. Onun gözlerinde ne bir polis disiplini ne de bir memur sabrı vardı; orada sadece bir avcının keskinliği parlıyordu.
"Başkomiserim, Ahmet ve Behram yine o gece kafesindeler," dedi genç bir memur.
Devran, tek kelime etmeden anahtarlarını aldı. Onun için hukuk, suçluları cezalandırmaya yetmediğinde dedektiflik ve kişisel adalet başlardı. Ahmet ve Behram gibi sokak fareleri, Mithat gibi dev köpeklerin sadece piyonuydu. Ama piyonlar ezilmeden şaha ulaşılamazdı.
--------------------------------------------------------------------------------
Gece kafesinin dumanlı atmosferinde, Ahmet ve Behram masadaki paraları paylaşıyorlardı. Ahmet’in gözlerinde, küçüklüğünden beri sokaklardan öğrendiği o vahşi, kuralsız hırs vardı.
"Bak Behram," dedi Ahmet, elindeki desteği sallayarak. "Zenginler ihaleyle zengin olur, biz ise onların pisliğini temizleyerek. Ama o Güneş... O kız bu pisliğin içinde kalmayacak. O benim helalim sayılır. O Deniz denen çocuk ateşle oynuyor."
Tam o sırada kapı, menteşelerinden sökülecekmiş gibi açıldı. Devran başkomiser içeri girdi. Kafedeki tüm sesler bir bıçakla kesilmiş gibi sustu. Devran, ağır adımlarla Ahmet’in masasına yürüdü. Sandalyeyi ters çevirip oturdu. Bakışları, Ahmet’in ruhunu deşen iki kor ateş gibiydi.
"Eğlenceyi böldüğüm için üzgünüm çocuklar," dedi başkomiser, sesi sakin ama her hecesi bir tehdit barındırıyordu. "O gece sahil yolunda ne işiniz vardı?"
Ahmet, belindeki paslı silaha davranacak gibi oldu ama Devran’ın elinin masanın altındaki hızlı hamlesini fark edince durdu. "Komiserim, biz işimizde gücümüzde adamlarız. Sizin o şehit polisle ne derdiniz var?"
Devran, Ahmet’in yakasına yapışıp onu masaya doğru çekti. "Benim derdim, sizin gibi farelerin arkasına saklandığı o holding odalarıyla. Mithat ve Serhat sizi birer kullan-at mendil gibi görüyor. Ama ben sizi canlı mezara gömmeden bu şehirden gitmeyeceğim."
--------------------------------------------------------------------------------
Devran başkomiser kafeden çıktığında, gece yarısının soğuğu yüzüne vurdu. Motoruna binmek üzereyken, sokağın köşesinde, elinde kitaplarla bekleyen bir kadın gördü. Bu, Güneş’in dert ortağı ve öğretmeni Aylin’di. Aylin, bir süredir bu mahalledeki yoksul çocuklara gönüllü ders veriyordu. Göz göze geldiler. Aylin, bu adamın sadece bir polis olmadığını ilk bakışta hissetmişti. Onda, kitaplarda okuduğu o trajedi kahramanlarının yorgunluğu vardı.
"Tehlikeli bir mahalle, Aylin Hanım," dedi Devran, motorunun kaskını takarken sesi bir anlığına yumuşayarak.
Aylin hafifçe gülümsedi, bu gülümseme İlhan’ın buz tutmuş kalbinde küçük bir delik açtı. "Zalim hayatın içinde güvenli bir yer kalmadı ki, Komiserim. Ama sizin gözleriniz, adaletten daha fazlasını arıyor gibi."
İlhan duraksadı. "Bazen adalet, sadece ölüleri susturmak için uydurulmuş bir masaldır. Ben gerçekle ilgileniyorum."
Aylin ona yaklaştı. "Gerçek, bazen bir fırça darbesinde, bazen de hüzünlü bir melodide gizlidir. Güneş ve Deniz için korkuyorum. Onları korumak gerek."
Devran, Aylin’in bu samimiyeti karşısında ilk kez maskesini düşürdü. "Onları korumak, babalarının imparatorluğunu yıkmak demek. Ve ben o yıkımı başlatmak için buradayım."
--------------------------------------------------------------------------------
Atölyenin tavan arasındaki o küçük odada ise Duru, elindeki senaryo defterine o gecenin özetini yazıyordu. Kardeşi Deniz ve Güneş, aşağıda "Hazin Melodiler" resminin başında uyuyakalmışlardı. Duru, kalemini kâğıdın üzerinde sertçe gezdirdi:
"Sahne 7: Maskeler Düşüyor. Zenginlerin ihaleleri kanla sulanıyor. Sokaktaki adalet ise sahte bir kimliğin ardına saklanmış. Komiser aslında bir dedektif, sevgililer ise birer kurban... Ama en büyük savaş, kalplerde başlayacak olan o sessiz ihtilaldir."
Bölümün sonunda, Devran’ın cüzdanındaki gizli bölmede gerçek kimliği olan "Özel Dedektif …" kartı, ay ışığında bir anlığına parladı. Arkadaşının kanlı gömleğinin parçası hala cebindeydi. Mithat, Serhat ve Ahmet... Hepsi bu büyük oyunun içindeydi ve şimdi o, aşkı (Aylin) bulduğu bu şehirde, kan dökmeye yeminliydi...
BÖLÜMÜN SONU…
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar