Hekatonkheires (Hekaton), Yunan mitolojisindeki titanlardan Gaia ile Uranüs’ün elli başlı, yüz kollu oğulları olan Kottos, Briareus ve Gyes’in bir temsilidir. Uranüs, Hekatonkheires’ten hem iğrenir hem de iktidarını ona kaptırmaktan korkar. Hâlbuki bu figür, çok başlı ve stabil olmayan yapısıyla hem katildir hem de maktuldür. “Son tango”nun Hekaton’u ise küresel çapta sürdürülen çeşitli propaganda ve eşik altı mesaj uygulamalarıyla “Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Proje Savaşı”nın bir temsilidir. Günümüzün Web 2.0 ve yeni medya dünyasında kadim terbiye sisteminin çökertilmesi, kadın hakları adı altında bir “erkek kadın” figürü yaratılması, baba otoritesinin kasıtlı olarak yıktırılması, her türlü cinsel sapkınlığın eş zamanlı olarak arttırılması ve “toplumsal cinsiyet” adı altında kadın ve erkek farkının ortadan kaldırılması gibi beş ana cephede süren bu savaşa ulusal ve global anlamda, ayağı yere basan çözüm önerileriyle dur demenin vakti gelmiştir. Dokuz Yüz Katlı İnsan ve Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili kitaplarıyla günümüz psikiyatri ve psikoloji ekollerine gelenek merkezli yeni bir anlayış getiren Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter, Hekaton’la Son Tango: Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi’nin Bir Meta-Analizi’nde, küresel boyutta ilerleyen ailenin ifsadı ve yeni bir insanlık inşası çalışmalarını akademisyenler, filozoflar, psikoloji-psikiyatri uzmanları ve sosyologlar üzerinden verileriyle inceleyip hem dünya hem de ülkemiz adına geniş çaplı bir araştırmanın sonuçlarını aktarırken meseleye devlet ve toplum bazlı çözüm önerileri getiriyor. Bunu yaparken dört başı mamur bir “Yüksek Sosyal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü”nün gerekliliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ketebe Yayınları olarak, yeni materyalizm, cinsel kimlik, nefret söylemi, akademik objektiflik ve insan hakları gibi içi boş/boşaltılan terimlere ve söylemlere dair, alanında yetkin bir psikiyarist tarafından, bu zamana kadar yapılmış en kapsamlı bilimsel araştırmalardan biri olan bu çalışmayı okurumuza sunmakla iftihar ediyoruz.
Batı dünyasının bilimselliğini sağduyu filtresinden geçirdikten sonra, doğruları kabul edip, yanlışları ayıklayıp, bizim kadim insanlık birikimimizle zenginleştirip bilim camiasına sunmak ... Kulağa ne hoş geliyor, değil mi?
Ve tabii ki zehrin panzehri gibi, yapılan bu yayınların tam tersi devreye girmeli, çocuklar cinsel farklılığın (kadın-erkek tabii farklılığının) getirdiği zenginlikler konusunda eğitilmelidir. Ve burası mühim; uygulanan ifsad algoritmaları yerine arındırıcı, düzeltici algoritmalar, anahtar sözcükler geliştirilmeli; onların kullandıkları şer metotları, hayırlı olanlarla yer değiştirmelidir. Çok yaratıcı, akıllı olmak zorundayız.
Çocuklar üzerine uygulanan strateji ayrıca, sembolik olarak görselleri, oyuncakları, giysileri, renkleri (gökkuşağı renkleri çok hınzırca hazırlanmış bir semboldür), şarkı sözlerini de kullanır ve her geçen gün yeni bir alan üzerinden cephe açar.
Sadece klasik Freudyen psikanaliz değil, birçok başka psikoterapi ekolleri de, yaptıkları sözde derinliğine analizlerde anne babaları bütün travmaların kaynağı olarak gösterme eğilimindedir. (...Mesela Irvin Yalom'un varoluşçu yaklaşımında olduğu gibi, geçmişte yaşananlar hiç özel olarak irdelenmeden de olumlu terapi sonuçları alınabilir.)
Gayrimeşru doğmuş bir nesil; meşru, dengeli, sevgi dolu ebeveyn ve aile ortamında yetişmiş bir nesle göre, tabii ki daha sevgisiz büyür ve buradan da çoğu psikolojik hastalıklar kaynaklanır. Mesela ABD' deki uyuşturucu ve madde bağımlılığının,yüksek alkolizm oranlarının en önemli sebeplerinden biri budur.
Sorunun sebebi belliyse çözümü de belli demektir. Sevginin, güzel ahlakın, anlamlı insan ilişkilerin yeniden yeşermesi gerek. Bu, şöyle bir savaşın ortasında, gürül gürül akan bir nehrin tersine yüzmeyi teklif etmek gibi geliyor kulağa. Ama sizce bir nehir hep aynı kuvvette mi akar?
Kasıtlı olarak hayvanların evlerde aile fertleri hatta çocuklar gibi,maalesef birer menfaat nesnesi (eğlendirici, itaatkar gibi) olarak yer bulduğu bir çağdan geçiyoruz. Barınaklar, sıkılınıp sokaklara atılmış "cins" köpeklerle dolu. Sevmek böyle bir şey mi gerçekten?
Daha önceleri, çeşitli sebeplerle yalnız yaşayan orta veya ileri yaştaki insanlarda, şimdilerde ise özellikle genç kadın ve erkeklerde, sevgi dolu anlamlı ilişkiler yaşayamamaktan kaynaklanan yoğun bir yalnızlık kaynaklı acı her geçen gün büyüyor. Sevgi, merhamet, güven, paylaşım, birlik gibi güzel haller yaşanamadığı için bu ihtiyacın bir şeyle telafi edilebilmesi gerekiyor.
Özellikle çocuklarda ve ergenlerde bu çok çabuk gerçekleşir. Doğru kavramların oluşması için kaliteli, ilgi çekici, çağa uygun içeriklerin üretilmesi şarttır.