Şu kederin çelişkisini kim kavrar: Kendini açmamak, sevginin ölümüdür; kendini açmaksa sevgilinin ölümüdür. İnsan zihni çoğu zaman güç ve kudret arzular, ve onu elde etmek her şeyi dönüştürecekmiş gibi, sürekli bu düşünceyle meşgul olarak, cennette yalnızca sevinç değil keder de bulunduğundan kuşkulanmaz: Öğrencinin bütün ruhuyla istediği şeyi ondan esirgemek zorunda olmak, ve bunu tam da öğrenci sevilen olduğu için yapmak zorunda olmak ne acıdır. - S. Kierkegaard Daha önce İroni Kavramı ve Kaygı Kavramı isimli eserlerini yayımladığımız Soren Kierkegaard'ın bu kez ismini Yunanlı bir keşişten ödünç alarak, Jonannes Climacus adıyla yazdığı Felsefe Parçalan ya da Bir Parça Felsefe, ünlü filozofun felsefesine ve Climacus karakteri üzerinden inanç, hakikat ve Tanrı kavramları hakkındaki düşüncelerine ışık tutacak bir başyapıt.İnce Kapak: Sayfa Sayısı: 117Baskı Yılı: 2005Ciltli: Sayfa Sayısı: 152Baskı Yılı: 2005Dili: TürkçeYayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Dünyada mutsuz sevgi üstüne çok şey söylenmiştir; bu terimin ne anlama geldiğini herkes bilir: Sevenlerin birbirine kavuşamaması. Ve bunun sebepleri de... Eh, bir sürü sebep olabilir. Mutsuz sevginin başka bir çeşidi daha vardır: Bizim sözünü ettiğimiz, tam bir dünyevi benzeri bulunmayan, ama yine de bir an için üstünkörü konuşacak olursak, dünyevi bir ortamda hayal edebileceğimiz sevgi. Bu mutsuzluk sevenlerin birbirine kavuşamamasının sonucu değil, birbirini anlayamamasının sonucudur.
...kimse bu derece korkunç bir tutsaklık yaşamamıştır; hiçbir tutsaklıktan kurtulmak, bireyin kendi kendini tutsak bıraktığı tutsaklıktan kurtulmak kadar olanaksız değildir!
Sahip olduğum tek şey hayatım; bir güçlük baş gösterdiği zaman, hemen onu ortaya sürerim. O zaman dans etmek kolaydır, zira ölüm düşüncesi iyi bir dans arkadaşıdır, benim dans arkadaşımdır.
İnanç, kuşkunun karşıtıdır. İnanç ve kuşku, birbiriyle süreklilik içinde tanımlanabilecek iki bilgi türü değildir; zira bunlar bilişsel birer edim değildir, birbirine karşıt tutkulardır.
Grek kuşkucusu, duyumun ve dolaysız bilmenin doğruluğunu reddetmiyor, hatanın temelinin tamamen farklı olduğunu söylüyordu - hata, çıkardığım sonuçtan gelir, diyordu. Sonuç çıkarmaktan sakınabilirsem, hiçbir zaman aldanmam. Örneğin duyum bana yakından kare şeklinde görülen bir nesneyi uzaktan yuvarlak gösterirse, ya da sudan çıkarıldığında düz olduğu görülen bir çubuğu sudayken kırık gösterirse, duyum beni aldatmış olmaz - ancak o nesne ve o çubuk hakkında bir sonuç çıkardığım zaman aldanırım.
Sevginin temelinde kendini sevme yatar; ama kendini sevmenin doruğunda, bu sevginin paradokslu tutkusu, kendi çöküşünü ister. ...Elbette kendini sevme yenilmiştir, ama imha edilmeyip tutsak alınmıştır, erotik aşkın ganimetidir.
...Hem kız onu anlamayabilirdi de, zira insan hakkında biraz gevşek konuşacak olursak, anlayışı olanaksız hale getiren bir zihinsel farklılık öngörebiliriz. Ne derin bir keder uyukluyor bu mutsuz erotik aşkta! Kim cesaret edebilir onu uyandırmaya!