Yoksa gölgesini kovalayan titrek bir kedi gibi kendi korkunuzdan mı kaçıyorsunuz?”
Alican Yılmaz’ın ilk şiir kitabı “ARAYIŞ”, okuru bir şehrin aydınlık yüzünden yeraltı kafelerinin loşluğuna; bir çocuğun gözlerindeki hüzünden bir cinayetin sessiz tanıklığına kadar sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.
Bu kitapta:
Umut, “bir şehre kaçak gelmiş mülteci” kadar kırılgandır.
Huzur, “yanmaz denilen ağaçlar” kadar geçicidir.
Ve insan, kendi iç sesinin yankısında kaybolmuş bir yolcudur.
“Arayış”, modern insanın iç dünyasında yankılanan sorulara şiirle dokunuyor.
Alican Yılmaz, kelimeleri bir sığınak; sessizliği bir dil gibi kullanıyor.
Her dizede bir kalp atışı, her şiirde bir ruh soluğu var.
Soyguncular, müzisyenler ve tehlike çanları Hepsinin ayrı telden çaldığı o gece, Şehrin ışıkları henüz sönmüş Katil kendini emin ellere; Kargaşa ise yerini sadeliğe bırakmıştı.
Mağdurların yarattığı tehlike Kaosu tetikler hale gelmiş, Güneşin ilk ışıklarıyla Sansasyonel bir umut peyda olmuştu. Bir cinayetin anatomik hikayesi… Karmaşa.
Soyguncular, müzisyenler ve tehlike çanları Hepsinin ayrı telden çaldığı o gece, Şehrin ışıkları henüz sönmüş Katil kendini emin ellere; Kargaşa ise yerini sadeliğe bırakmıştı.
Mağdurların yarattığı tehlike Kaosu tetikler hale gelmiş, Güneşin ilk ışıklarıyla Sansasyonel bir umut peyda olmuştu. Bir cinayetin anatomik hikayesi… Karmaşa.
Dümdüz bir yol, çelişkiden uzak, kavşağı olmayan. Başı ve sonu belli. İnce bir çizgi, onun üzerinde düz iki çizgi, sağında ve solunda gece kuşları, üzerinde ayın cazibesi. Ses ile gidilse doğru, ışık ile gidilse doğru. Yanlış yol yok, tek doğru var: varmak… Yarı yolda da kalsan varmak, sonuna kadar gitsen de…
Yıldız mı topladın sen yine? Gökyüzü bu kadar karanlık… İğne atsan yere düşmez; içimde öyle bulut. Nem kaptı, belli. Pes… Savur elindekileri; ışıksız kaldı dünya.