Köroğlu babasını soydu, yıkadı, ona kokulu çiçeklerden bir kefen yaptı, mezarına indirdi, üstüne de mersin dalları koydu, toprakladı, atına bindi, çevirdi atın başını... Yumruğunu kaldırdı Boluya doğru salladı. Çamlıbele doğru ata acılı bir mahmuz salladı.
At, binicisine bağlıdır. Atın üstündeki binici cesursa, at da cesurdur. Düşünceli, dalgınsa, at da dalgın olur. Kederliyse, at da öyle. Sevinçliyse, at da sevinçli olur. Yılgınsa, at da öyledir.
“Kula kul olma, kulun emrine girme. Girersen, bil ki başına büyük belalar gelecektir. Kendi başına buyruk ol. Dünyayı güzel atlarla donatmaya devam et.”
Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölüme, kalıma, her şeye akıl sır erdirecekler. Karanlığa ışığa, her şeye, her şeye akıl erdirecekler, tek insanoğluna güçleri yetmeyecek. Onun sırrına ulaşamayacaklar.
Şu halka bir çare bulamazsak hepimizin kellesi gider. Yarın zulmü bahane ederler, öbürsü gün vergiyi, öbürsü gün sarayımızı, öbürsü gün ekmeği. Ve birikirler birikirler yüz bin yılın öfkesi ve de acısıyla. Şimdiki gibi sessiz birikirler. Ve bu kalabalığa güç yetmez. Onlarla ordular, bir dünya kadar ordu olsa başa çıkamaz. Bunlar bir araya gelmeye görsünler, önüne geçilemez. Bir çare, bunları bir araya getirmemek için bir çare..
Varsın o yaşasın da bir daha ölünceye kadar yüzünü görmeyim. Varsın yaşasın da Varsın yaşasın. Dağlarda kurt sürüsü kadar çocukları olsun. Varsın o yaşasın da, ben öleyim.