'Ya ben sana ne diyeceğim? Zeze mi?' 'Rica ederim. Zeze yok artık. Geçmişteki budala çocuktu o. Bir sokak çocuğu adıydı Şimdi çok değiştim. Terbiyeli, kibar bir çocuğum ben' 'Ve hüzünlü. Özellikle hüzünlü. Belki de yeryüzünün en hüzünlü çocuklarından biri, değil mi?' 'Biliyorum.' 'Yeniden Zeze olmak ister miydin?' 'Hayatta hiçbir şey geri gelmez. Bir bakıma, isterdim. Bir bakıma da, hayır. O sürekli dayak yeme ve aç kalma hikayesi'
- İnsanları sevmekten pek hoşlanmıyorum da. Sevdim mi de, ölmelerinden korkuyorum. +Sevdiklerinden çok ölen oldu mu? -Çok değil, hayır. Yalnızca bana sevgisiz hayatın beş para etmediğini öğreten bir adam.
Benim istediğim, hiçbir şey düşünmeden, bir bağlantıya girmeden gitmekti, gitmek. Hayat, kişinin hiç durmadığı, birbirini izleyen bir trenler, yollar, gemiler dizisiymiş gibi. Derdimi anlatamıyordum. Gitgide daha uzağa gitme isteği. Ama kişinin hiç dönmeyeceği bir uzaklığa. Hep ilerlemek..
Şeker portakalının küçük zezesi yine karşımızda. Ama bu sefer 11 yaşlarında yine huysuz ve aşık😀Her ne kadar şeker portakalı gibi yoğun duygular içermeyen kitap olsada yine duygu yüklü bir eserdi. Zeze burda zengin bir aile evlatlık alır. Yüreğinde taşıdığı hayali arkadaşı kurbağası ve gerçek bir baba gibi olmasını istediği maurice var. haylazlıklarıyla yine mutsuzdur zeze . Seriyi tamamlamak adına delifişeğide okumayı düşünüyorum. Kitapla kalın☺️📚 “Biliyor musun Fayolle” “Neyi, yavrum?” “Başka bir hayatta düğme olarak doğmak istiyorum. Ne düğmesi olursa