#BeyinKöleleri

Yeni İleti Paylaş
İleti 29d

Ölümün Penceresinde




Sanırım beynimin yandığı zamanın içinde bir yerde kalıyorum her zaman; ne kadar uzağa gitsem de zihnimin kül tutmuş bir odasında, duvarları henüz inşa edilmeden yaşlanmış bir evin en karanlık köşesinde, kendime ait olmayan bir çocukluğun ayak izlerini sayarken buluyorum kendimi, ta ki Peder Marcus’un bir gün yüzüme bakıp “Sen sınırları yemek için gelmişsin,” dediği o ana kadar, çünkü o cümlenin içime düştüğü anda içimde yaşayan son şeyin de kendi mezarını kazmak üzere dışarı çıktığını, göğsümün ortasında yıllardır benim sandığım boşluğun aslında beni içeriden seyreden başka bir şeyin gözü olduğunu ve insanın bazen ölmeden önce değil, kendisini hayatta tutan bütün anlamlar birer birer öldürüldükten sonra ölüme benzediğini fark ettim.

İçinizde mi yaşıyorsunuz, yoksa nerede; bunu soruyorum, bir cevap alabilmek için değil, belki de cevap dediğimiz şeyin çoktan boğazından kesildiğini, dilinin bir mezar taşına çivilendiğini ve bizlerin birbirimize hâlâ konuşuyormuş gibi yaparak ölülerimizin ağzından ödünç aldığımız havayı tükettiğimizi anlayabilmek için, çünkü ben artık bir insanın içinde yaşamasının ne demek olduğunu bilmiyorum, bir bedenin kendisine ev sahipliği yapamamasını, bir kalbin attığı hâlde sahibine ulaşamamasını, bir ruhun kendi kapısına geldiğinde içeriden kilitlenmiş olduğunu görmesini ve ölümün bütün bunları kayda geçiren memurun masasındaki mürekkep lekesi kadar sıradan karşılamasını da bilmiyorum.

Bir sabah her zamanki gibi gözlerim açık uyuyordum; yağmur, göğün bütün şalterlerinde çalışan meleklere kafa tutarcasına aşağıya inmek yerine sanki yukarıdaki bütün ışıkları birer birer söndürerek dünyanın tavanını yerinden sökmeye çalışıyor, bulutların içindeki karanlık bir şey gökyüzünü tersinden dikiyor, ben ise yüzümü cama dayadığımda dışarıyı seyretmediğimi, dışarının benim yüzümü kullanarak kendi içine baktığını hissediyordum, sonra başımı kaldırmak yerine aşağıya baktım, çok daha aşağıya, bir kere, üç kere, sonra yüz kere, sanki dünyanın altında başka bir dünya değil de dünyanın kendisini doğururken içine düşürdüğü ilk hata yatıyordu ve ben o hatanın adını öğrenirsem bir daha hiçbir sabah gözlerimi açmak zorunda kalmayacaktım.

Camın önüne koyduğum yüzümde bana ait olmayan bir şeyin kıpırdadığını hissettiğimde kendimi tekerlekli bir gözün içine soktum; tekerlek yürümüyordu ama yürüyordu da, yerinden kımıldamadan bütün sokakları arkasında bırakıyor, beni hiçbir yere götürmeden bütün mesafeleri içimden geçiriyor, gözün yuvarlak karanlığında bir yol değil, yolun henüz var olmadığı zamandan kalma bir yara dönüyordu ve ben her dönüşte biraz daha aşağıya iniyordum, oysa aşağı dediğim yerde zemin yoktu, yalnızca yukarı çıkmayı unutmuş bir ölüm, kendi cesedinin üzerinde oturup doğum belgesini arayan yaşlı bir çocuk ve yüzüme bakarak bana değil, benim içimdeki boşluğa selam veren bir yabancı vardı.

İşte o sabah anladım ki ölüm her zaman insanın karşısına siyah giysilerle çıkmıyor, bazen bir pencerenin önünde yağmurun yönünü değiştiren küçük bir yanlışlık, bazen hiç hareket etmediği hâlde seni dünyanın öbür ucuna götüren bir tekerlek, bazen de yıllardır içinde yaşadığını sandığın bedenin bir gün sana ait bütün odaları boşaltıp anahtarları mezarlığın kapısına bırakması biçiminde geliyor; üstelik hiçbir cenaze kaldırılmıyor, hiçbir imam toprağın başında beklemiyor, hiçbir yakın son kez yüzüne bakmak için eğilmiyor, çünkü ölenin kim olduğunu kimse bilmiyor, yaşayanın kim olduğundan ise artık kimsenin emin olması gerekmiyor.

Bu yüzden ölüme selam veriyorum; uzaktan değil, bir mezarın başından değil, toprağın altından yukarıya uzatılmış kemiksiz bir el gibi, bütün yönlerini kaybetmiş bir dünyanın en yanlış yerinden, öyle bir selam ki ölüm başını kaldırdığında karşısında bir insan değil, kendisini doğmadan önce terk etmiş bir bedenin hâlâ açık duran gözlerini bulsun, adımı sormasın, nereden geldiğimi merak etmesin, yalnızca bir anlığına kendi sonsuzluğundan şüphe etsin ve ilk defa bir ölüye bakar gibi kendisine bakmak zorunda kalsın.

Hem ben sınırları yemek için gelmişsem, ölüm, sen de beni bir son sanarak yanılmış olabilirsin; belki senin bütün mezarların benim içimde açılmış pencereler, bütün suskunlukların göğsümde tersine çevrilmiş şalterler, bütün vedaların henüz doğmamış bir dilin ağzında bekleyen ilk hecesidir ve ben sana bu sabah aşağıdan selam verirken, sen yukarıdan cevap vermeye çalışma, zira bu kez göğün kapısını ben kapatmadım, bu kez yağmuru ben durdurmadım, bu kez gözlerimi de kapatmadım; yalnızca senin yıllardır ölüm dediğin yere bakıp orada benden önce oturmuş birinin, yüzüme benzeyen o yabancının, sessizce benim gelişimi beklediğini gördüm.

Ve şimdi söyle bana, Peder Marcus, sınırları yiyerek büyüyen bir şey bir gün kendi sınırına ulaştığında ne olur; dünya mı onun ağzında parçalanır, ölüm mü ilk kez kendi adını unutup dizlerinin üzerine çöker, yoksa bütün bunlar yalnızca gözleri açık uyuyan birinin sabah vakti cama dayadığı yüzünde başlayan ve kimse bakmadığı için hiç bitmeyen o eski yanılgının başka bir biçimi midir?

Ben cevabı bilmiyorum.

Yalnızca tekerleğin hâlâ döndüğünü duyuyorum.

Ve bu defa, Bebecim, nereye gittiğini bilmeyen o gözün içinde ben yokum.

Bana bakan, ölümün kendisi.














8991/
MayTersdyDuisburg
40
Alıntı 52d

Kölelik ve Canlı Ölüm Halkası

“Bence sizler utanç verici bir cehalet içindesiniz.”





Sanırım beynimin yandığı zaman içi bir yerde kalıyorum her zaman. Peder Marcus’un “Sen sınırları yemek için gelmişsin” dediğini fark ettiğim zaman içimde hiçbir yer yaşamıyordu artık.



İçinizde mi yaşıyorsunuz yoksa nerede?
5 Puan 156 syf. 2020 Okudu
Kendine Ait Bir Oda
Kendine Ait Bir Oda
Virginia Woolf | İlgi Kültür Sanat Yayınları | 2020
144. syf.
100
İnceleme 59d

Kölelik




Sanırım beynimin yandığı zaman içi bir yerde kalıyorum her zaman. Peder Marcus’un “Sen sınırları yemek için gelmişsin” dediğini fark ettiğim zaman içimde hiçbir yer yaşamıyordu artık.



Okuyun lütfen ve içinizde mi yaşıyorsunuz yoksa nerede?


“Bence sizler utanç verici bir cehalet içindesiniz.”


5 Puan 156 syf. 2020 Okudu
Kendine Ait Bir Oda
Kendine Ait Bir Oda
Virginia Woolf | İlgi Kültür Sanat Yayınları | 2020
121