Selim, düşünceleri nedeniyle baskı gören, hapis yatan idealist bir yazardır. Leyla ise bu süreçte hem ailesini ayakta tutan hem de Selim'e destek olan güçlü bir figürdür. Roman, çiftin aşklarının yanı sıra, Türkiye'nin karanlık politik ortamında hayatta kalma mücadelesi anlatıyor.
Ülkü Tarmer'in dizesini hatırlıyorum:
"İçime çektiğim hava değil,gökyüzüdur. Bu gökyüzü, tüm bu yalnızlığımızın, bu yeni başlangıcın sessiz bir tanığı.
Selim: Vatan haini değildik; bizi vatandan uzaklaşmak zorunda bırakanlardi hain.
Cehalet, bilgiyi, karanlık, aydınlığı doğuyordu bu topraklarda. İnsanları hep ikiye ayırırlar: kadınlar-erkekler, zenginler-yoksullar, Kuzeyliler-Güneyliler. Ama bu taş duvarların ardında tüm ayrımlar kaybolur; geriye tek bir çizgi kalır: içeridekiler ve dışarıdakiler.
"Düşünceleri daima isabetli olan amcam bir gün beni sokakta durdurup sordu:Zebaninin cehennemdeki ruhlara nasıl işkence ettiğini biliyor musun?'
'Hayır,' dediğimde, 'Onları bekletir,' diye yanıtladı."
Carl Jung
insan insanın zehrini alır. Ama onu zehirleyenler de insandı; başka insanlardı, soğuk, uzak, acımasız insanlar. O zaman belki de doğru olan şuydu: Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi. Sartre'ın, "Başkaları cehennemdir," sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır -ayazda titretir, demir parmaklıkların ardında çürütür- bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür.