İbn Arabî’ye göre istiğfar, yalnızca yapılan bir hatadan dolayı “affedilme talebi” değildir. Ona göre istiğfar; kulun, hakikati perdelenmiş hâlinden uyanma çağrısıdır.
İnsan çoğu zaman günahı yalnızca bir davranış olarak görür. Oysa İbn Arabî, asıl yükün davranıştan çok benlikte tutulan ayrılık bilinci olduğunu söyler. İstiğfar, işte bu ayrılığı fark edip asla dönüş niyeti taşımaktır.
İbn Arabî’nin nazarında istiğfar şunu fısıldar: “Ben kendimi Rabbimden ayrı zannetmekten vazgeçiyorum.”
Bu niyetle yapılan istiğfar; kalpte katılaşan perdeleri inceltir, insanın kendine yönelttiği gizli cezayı çözer, kaderde tıkanmış gibi görünen akışı yeniden ilahi düzene teslim eder.
Çünkü ona göre insan, çoğu sıkıntıyı ilahi rahmeti değil, kendi yargısını merkeze aldığı için yaşar. İstiğfar ise yargıyı bırakıp rahmete alan açmaktır.
İbn Arabî der ki: İstiğfar eden kişi, geçmişi silmeye değil; şimdiyi hakikatle buluşturmaya yönelmiştir.
Bu yüzden istiğfar; pişmanlıkla başlar ama bilinçle derinleşir, teslimiyetle tamamlanır.
Belki de çözüm; daha çok zorlamakta değil, daha çok yönelmekte, daha çok istiğfardadır.