"Nasıl herkese duyurayın da sesimi diyeyim: Bu anlattığımız ben değilim, ben bu anlattığımz değilim. Yusuf‘u ben nasıl yerim? Ben Yusuf‘u nasıl yerim? Sözünün bu kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha bir daha ıslandı. Ve devam etti: Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım, alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma. Tek muradım, bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım, bu ayıpla yaşatmasın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin, ya da adım temize çıksın."
Hikâye ilk başta karşılıksız bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında insanların istekleriyle doğru olan şeyler arasında kaldığında neler yaşayabileceğini anlatır. Yusuf’un kendini koruması ve haksız yere zindana atılmasına rağmen sabırlı davranması, eserin en etkileyici taraflarından biridir. Bu yönüyle kitap, okuyucuya zor durumlarda bile doğru bildiği yoldan vazgeçmemesi gerektiğini gösterir.
Zeliha ise hikâye boyunca en çok değişen karakterdir. Başta duygularının etkisiyle hareket ederken zamanla hatalarını fark eder ve olgunlaşır. Yusuf’a olan sevgisi zamanla sadece sahip olmak isteyen bir duygudan çıkıp daha temiz ve içten bir sevgiye dönüşür. Bu da insanın yaptığı hatalardan ders alarak değişebileceğini ve kendini geliştirebileceğini anlatır.