“Taşlaşmış varlıklar değiliz, başkalarıyla ilişki içinde olan varoluşlarız”
“Kırılganlıktan ve duyarlılıktan, zayıflıktan ve istikrarsızlıktan, incinebilirlikten ve sonluluktan, özlemle arzulanan ama asla varılmayan sonsuzluk kaygısından soyutlanmış insani bir durum nasıl olabilir ki?”
Novara, Maggiore Hastanesi’nde Psikayatri bölümü başhekimi, Milano Üniversitesi Sinir Hastalıkları ve Zihinsel Hastalıklar Kliniği’nde öğretim üyesi olarak hizmet veren 1930 doğumlu İtalyan hekim ve yazar Eugenio Borgna’nın daha önce çok ilgi gören Ruhun Yalnızlığı, Melankoli, Bekleyiş ve Umut adlı kitapları yayımlanmıştı.
Kitaplarında yalnızlık, ölüm, hastalık, mutsuzluk, korku, kırılganlık, umutsuzluk üzerine derinlemesine düşünen, ruhsal sorun ve hastalıklara son derece insani bir bakış açısı getiren Borgna’dan yine ses getirecek bir başka “manifesto”: Şu Bizim Kırılganlığımız…
Evet, öyle anlar vardır ki herbirimizde kırılganlığın mevcudiyeti ya da hiç olmazsa kırılganlık algısı keskinleşir ya da çoraklaşır; ama her halükarda, kendimizi içimizdeki ve de başkalarının içindeki kırılganlığı tanıma konusunda eğitmeliyiz: Bu, herkesin çağrılı olduğu ahlaki bir görevdir. Sadece gündelik karşılaşmalarımızda değil, özellikle de kırılganlık, güvensizlik, zayıflık ve kalbin Agustinusçu anlamdaki huzursuzluğu tarafından yutulmuş hastalarla olan karşılaşmalarımızda da, sessizlik içinde diyalog kurmanın gizemli anlamına kulak vermeli ve onu yorumlayabilmeliyiz; bunu, karşımızdaki kişinin ne ve nasıl hissettiğini, ne gibi umutları ve huzursuzlukları olduğunu, hayatının ufuklarına inen gölgelerin neler olduğunu sezmek için yapmalıyız.
Evet, öyle anlar vardır ki herbirimizde kırılganlığın mevcudiyeti ya da hiç olmazsa kırılganlık algısı keskinleşir ya da çoraklaşır; ama her halükarda, kendimizi içimizdeki ve de başkalarının içindeki kırılganlığı tanıma konusunda eğitmeliyiz: Bu, herkesin çağrılı olduğu ahlaki bir görevdir. Sadece gündelik karşılaşmalarımızda değil, özellikle de kırılganlık, güvensizlik, zayıflık ve kalbin Agustinusçu anlamdaki huzursuzluğu tarafından yutulmuş hastalarla olan karşılaşmalarımızda da, sessizlik içinde diyalog kurmanın gizemli anlamına kulak vermeli ve onu yorumlayabilmeliyiz; bunu, karşımızdaki kişinin ne ve nasıl hissettiğini, ne gibi umutları ve huzursuzlukları olduğunu, hayatının ufuklarına inen gölgelerin neler olduğunu sezmek için yapmalıyız.