Hayatlarımızın katmanları öylesine üst üste yığılmış ki, sonradan yaşadıklarımızda eskilerle karşılaşıyoruz durmadan: halleşip bir kenara bıraktığımız yaşantılar olarak değil güncel ve canlı deneyimler olarak.
Yaşlı çiftlere de böyle oluyor mutlaka , diye düşündüm; yaşlı kadın yaşlı adamda saklı kalan gençliği, adamsa yaşlı kadında, gençliğin güzellik ve zarafetini görüyor olmalı.
Böylelikle ebeveynini seven çocukların yaşadığı o masumiyet durumunu paylaştığıma kendimi inandırmaya çalıştım. Ama ebeveyne karşı beslenen sevgi, insanın sorumluluğunu taşımadığı sevgidir.
Neyi anlayacaksınız ki? İnsanların tutkuları yüzünden öldürmelerini, aşk ya da nefret yüzünden, şeref ya da intikam için öldürmelerini anlıyor musunuz?
Kavranamaz olanı kavrayabileceğimizi sanmamalıyız; karşılaştırılamaz olanı karşılaştırmamalıyız; tartışmamalıyız, çünkü tartışan kişi tüm bu korkunç olayların gerçekliğini kabullendiğinde bile, onları bir iletişimin nesnesi haline getirir ve karşısında ancak dehşet, utanç ve suçluluk duygularıyla susulacak bir şey olarak algılamaz. Yalnızca dehşet, utanç ve suçluluk duyarak susmalı mıyız? Nereye kadar?
Adalet nedir? Yasalarda yazılı olan mı, yoksa toplumun fiilen geçerli sayıp uyduğu mu? Yoksa her şeyin hakça yürüdüğü koşullarda, yasalarda yazılı olup olmadığına bakılmaksızın geçerli sayılması ve uyulması gereken şey midir adalet?
(...) kendimi asla alçaltmayacak ve alçalmayacaktım; kendimi bir daha asla suçlamayamayacak ve suçlu hissetmeyecektim; bir daha yitirmekten acı duyacak kadar sevmeyecektim hiç kimseyi.
İnkârın saptanması güç bir ihanet tarzı olduğunu biliyorum. Dışarıdan bakıldığında, kişinin yalnızca ölçülü, saygılı davranmaya, can sıkıcı durumlar ve rezaletlerden kaçınmaya mı çalıştığı yoksa inkârcı bir tavır mı takındığı anlaşılmaz. Ama rengini belli etmekten kaçınan kişi ne yaptığını çok iyi bilir. Ve yadsımak da, ilişkinin altındaki toprağı en az ihanetin gösterişli türevleri kadar kaydırır.
Gençken kendime ya aşırı güvenir ya da fazlasıyla güvensiz hissederdim kendimi. Ya çok beceriksiz, önemsiz ve değersiz olduğumu düşünür, ya da çok özel biri olduğuma ve her şeyi başarabileceğime inanırdım.