Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ile birlikte George Orwell’ın başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Hayvan Çiftliği, ana karakterlerinin hayvan olması sebebiyle sıklıkla modern bir fabl olarak anılır.
İçkiye düşkün Bay Jones’un sahip olduğu Manor Çiftliğindeki hayvanlar koşullarından memnun değildir. Jones’un ihmalleri hayvanların isyanıyla sonuçlanır. İki domuzun önderliğinde insan sahiplerini kovup çiftliği ele geçirir ve Yedi Emir adını verdikleri kendi kurallarını belirleyip ahırın bir ucuna asarlar. Hayatlarının geri kalanını bu kuralların kılavuzluğunda özgürlük ve eşitlik içinde geçirmeyi umsalar da olaylar bekledikleri gibi gelişmez. Kurallar ve hayvanlar değişecektir.
Taşlama türünün usta metinlerinden biri sayılan romanın başrolündeki hayvan karakterler belli siyasi figürlerle özdeşleştirilse de Hayvan Çiftliği’nin ironisi ve yergisi her çağa, her coğrafyaya etki edebilecek kuvvettedir.
George Orwell’ın iki başyapıtından biri olarak kabul edilen ve taşlama klasikleri arasında yerini alan Hayvan Çiftliği Can Kantarcı çevirisiyle Artemis okurlarıyla buluşuyor. Yazarın kırsalda geçen yıllarının etkilerinin görüldüğü, hayvanların başrolde olduğu roman, her dönemde her yaştan okura hitap eden modern bir fabl.
“Hayatımda bu kadar dokunaklı bir şeye tanık olmadım!” dedi Gıcırtı, paçasını kaldırıp gözyaşını silerek. “Son nefesine kadar yanı başındaydım. Nihayetinde konuşamayacak kadar güçsüzdü; kederlendiği tek şeyin bu dünyadan yel değirmeni tamamlanmadan göçmek olduğunu fısıldadı kulağıma.”
Eğer kendisinin geleceğe dair gözünde canlandırdığı bir resim varsa, o da açlık ve kamçıdan kurtulmuş, herkesin kendi kabiliyetince çalıştığı, tıpkı Binbaşı'nın konuşmasını yaptığı gece onun ön ayağıyla ördek yavrularını koruduğu gibi güçlünün zayıfı koruduğu bir hayvan toplumu tablosuydu.
...Atlarla köpekleri bile daha iyi bir kader beklemiyor. Ya sen Boksör; o koca kasların gücünü kaybettiği gün Jones seni at kasabına satacak o da boğazını kesip tilki tazılarına yemek olasın diye seni haşlayıp kaynatacak.
“Doğuyor, bedenlerimize girip çıkmasına yetecek kadar besleniyoruz ve içlerimizden kaldırabilecek olanlarsa gücünün son damlasına kadar çalışmaya zorlanıyor. Ve yararlılığımız sona erdiği an korkunç bir acımasızlıkla katlediliyoruz.”