Sırtımdan soğuk terler boşandı. Çok korkmuştum, ama hemen sonra karşımda duranın bir kız çocuğu olduğunu fark ettim. O anda bu tanımadığım çocuğun garip görüntüsü yerine iki gün önce ölen ihtiyar Smith’in kendisi karşıma çıkmış olsaydı, bu kadar korkmazdım. Küçük kız sessizce yaklaşıp önümde durdu. Daha ağzından tek söz çıkmamıştı. Çocuğa daha dikkatlice baktım. On iki, on üç yaşlarında, ağır bir hastalıktan yeni kalkmış gibi çok zayıf, solgun, ufak tefek bir kızdı. îri, kara gözleri ise tersine, son derece canlı, parlaktı. Sol elindeki eski, yırtık bir atkıyla akşam serinliğinde üşümüş göğsünü örtüyordu. Giysileri parça parçaydı. Tarak yüzü görmemiş gür, siyah saçları dağınıktı, iki dakika kadar böylece karşılıklı bakıştık.