“...İntikam susuzluğumu asla aşamadım ve toplumun en kötü üyelerini avladım. Hepsi de dilenci çocuklara tüküren ya da çalışan bir kızın kolunu morartacak kadar sertçe tutarken yakaladığım erkeklerdi. Suçlulara ve saldırganlara özel bir sadizm sergiliyordum.”
Zırıltı yerine gerçek müzik, eğlence yerine kıvanç, para yerine ruh, gelişigüzel etkinlikler yerine gerçek eylem, oyun yerine gerçek tutku arayan birine bu sevimli dünya yurt olamaz...
Laetitia Colombani’nin Saç Örgüsü adlı romanı, farklı coğrafyalarda yaşayan üç kadının yaşam mücadelesini merkezine alarak evrensel bir kadınlık deneyimi sunar. Hindistan’da kast sistemine karşı direnen Smita, İtalya’da aile mirasını ayakta tutmaya çalışan Giulia ve Kanada’da kariyerinin zirvesindeyken hastalıkla yüzleşen Sarah; birbirlerinden habersiz olsalar da ortak bir kader çizgisinde buluşurlar. Bu yapı, romanın başlığında yer alan “örgü” metaforuyla anlam kazanır.
Eserde öne çıkan temel tema, kadınların toplumsal, ekonomik ve biyolojik sınırlamalara karşı geliştirdikleri dirençtir. Her karakter, kendi bağlamında baskı mekanizmalarıyla karşı karşıya kalır; ancak bu baskılar onları pasifize etmek yerine dönüştürücü bir güce evrilir. Bu yönüyle roman, bireysel hikâyeleri aşarak kolektif bir kadın dayanışmasının sembolik anlatımına dönüşür.
Her yakıcı maddenin bir dizginleyicisi vardır ateşi su zehri panzehir hüznü sabır ayrılığı aşk giderir fakat öfkı ateşini nefret anaforlarını kin tohumlarını kim dindirebilir
"Delilik, ölümün en büyük rakibidir ve küçümsenmiştir. Akıl ve mantığın rafa kaldırılıp inancın merkeze alındığı yerden beslenir delilik. Bir noktaya takılıp dünyadaki maddi manevi her şeyi reddetme noktasına bağlı kalmaktır."
"Umudum var, Göreceksiniz... Bir gün yaptıklarınız gerçekten işe yaramış, Dilediğiniz her şey gerçekleşmiş... Dönüp bakacaksınız geriye ve güleceksiniz başınızdan geçenlere... Ve kendinize: 'Bunların hepsini nasıl atlattım?' diye soracaksınız. Sadece, umudunuzu asla kaybetmeyin! Sadece, hayal kurmaktan vazgeçmeyin! Ve asla eksik etmeyin yaşamınızdan SEVGİYİ!.."
– Dostluk nedir, biliyor musunuz? diye sordu. – Evet diye yanıtladı Çingene kızı; kız kardeş gibi olmaktır, tıpkı elin iki parmağı gibi iç içe geçmeden birbirlerine dokunan iki ruh gibi..
Eğer ergenleri pozitif ve destekleyici ortamlarda tutarsak, onları bir cevher haline getirebiliriz. Ancak ortam negatifse, bunun acısını sert ve kalıcı olarak çekerler. Bunyüzden ergenlik dönemi birey için iki farklı uca da kaymaya oldukça elverişlidir.
• hafta, yedi gün, yirmi dört saat.. yıl üç yüz altmış beş gün çeker. . çarp zamanı bedeninle . . böl beynine, yüreğine .. al ömrün. daha ertesi gün .. daha ertesi gün .. yoo, hayıır.. daha ertelenmesi mümkün değil ölümün ..
evimi bir sokakla aldattım, üstümde ay var bu gümüş semtinde bir sokağın üçüncü katıyım, deniz bana bakıyor, ben artık yalnızca denize karşıyım
üstüme gelme ay hanım, Kuzguncuk otelinde iyilik katına çık, senin konukların ağır, ben bir anıyı ağırlamakla geçen hayatlardanım
ruhumun bir otelde ilk kalışı bu aynı, oda, aynı yatak, aynı aynada birbirimizi ilk görüşümüz, başka veda yok, üstümdeki yabancıyla uyumalıyım
ruh semtinden kayık açma ay hanım! sana hazır değilim, senden yanayım kim taşınsa çıkamıyorum içimdeki evden
Kuzguncuk otelinde iyiliğin katı çok yıldızlar gibi çık çık bitmiyor ay hanım, sen bu çocuğu bir yerden hatırlıyorsun ben bu çocuğu bir yerden unutmalıyım