Mahfi Saye

@mahfisaye
Üye
calendar_month Ocak 2026 tarihinde katıldı
OKUMALARIM
Tümü
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
37d
Nokta Benek Oldu, Benek Damla Oldu, Damla Şekil Oldu, Şekil Çocuk Oldu
Nasıl ve nerden başlayacağımı bilmiyorum. Bir şeyler karalamak için beklemek istemedim. İçimdeki bu sızının geçmesinden korktum. Geçer mi bilmiyorum ama..

Hikayemiz Bruno adında bir çocuğun eve gelmesi ile birlikte eşyalarının toplandığını görmesi ve taşınacağı haberini alması ile başlıyor. Kitap konusu hakkında hiç fikrim yokken benim için olağan bir başlangıçtı. Taşındığı yerde camdan baktığında gördüğü insanları anlattığı kısımlar ise konunun fantastik bir takım olaylar içerdiğini düşündürttü. Ama sonra. Ahhh sonra. Yahudi soykırımını çok farklı bir açıdan, bir çocuğun saf ve temiz kalbinden anlatıyor. Öyle ajitasyon yapmadan, olayların detaylarına girmeden okurun damarına basıyor. Bunu becerebiliyor. Konu hakkında neler yazabilirim bilmiyorum. Canım acıyor çünkü. Kitabın üzücü sonuna mı, acı verici konusuna mı yoksa bir çocuğun en kötü olayları bile algılayış biçimine mi üzüleyim bilemedim. Bir ara Uçurtma Avcısı kitabı geldi aklıma. Emir’in Hasan’ı saat çalma olayında görmezden gelmesi gibi Bruno’nun en yakın dostunu görmezden gelmesi.. Ama çocuk kalbi biz büyükler gibi değil. Unutuyor. Daha çok mutlu olmaya yatkınlar. Dünya’yı algılayış biçimleri çok farklı. Ayrımdan haberleri yok.

Olay çocuk olunca insanın damarından akan kan bile bir deli akmaya başlıyor. 1970 yılında basılmış bir kitap, 1940 yıllarını anlatıyor ve sonunda ‘’elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz, BU ZAMANDA VE BU ÇAĞDA TABİİ Kİ!’’ yazıyor. Ne acı verici değil mi? Değişen hiçbir şey yok. Çocuklar hala ölüyor, insanlar katlediliyor, kendilerini dilinden, dininden, renginden dolayı üstün gören bir grup, kendi gibi olmayan başka bir gruba zulüm ediyor. Çocuklar hala ölüyor. Ölüyor. Ölüyor.

Kitabın beni etkileyen kısımlarına geçeyim en iyisi. İştahla başladım yazmaya ama sanırım çok fazla bir şey yazmak istemiyorum. Kalbim bir miktar sıkışıyor. Tüm bu olanların daha kötülerinin yaşandığını düşünmek, daha kötüsü bilmek.

Çocukluğun en saf halini soykırım gibi bir olay ile ön plana çıkarabilmiş olmak büyük meziyet. Ve okuru oldukça ikileme sokan bir durum. Kitabı okurken ne kadar salaksın sen Bruno diye kızarken birden o daha çocuk diye kendimi sakinleştiriyordum. Bruno’nun çocuksu bencilliğine kızmaktan kendimi alıkoyamıyorken dostunun olağandışı olgunluğu ile sakinleşiyordum. Bu olayı bir çocuk üzerinden işlemek ve okuru bu şekilde duygu fırtınasına maruz bırakmak.. Oldukça başarılıydı. Kısa ama başarılı olan kitapları çok seviyorum. Tüm olay örgüsünü en yalın hali ile anlatıp ortaya muhteşem bir şaheser çıkarmak. Yaşamak kitabında da aynı hisse kapılmıştım. Sade ve yalın anlatım ile tüm duyguları okura geçirebilmek. Muhteşem.

Kitabı beğendim. Ve filmi içinde oldukça güzel yorumlar aldığımdan dolayı ilk fırsatta filmini de izlemeyi düşünüyorum. Sadece hazır içim yanıyorken sıcağı sıcağına izlemeli miyim yoksa tekrar içimi yakmak için biraz soğuduktan sonra mı izlemeliyim buna karar vermem gerekiyor. Bakacağız artık…
Çizgili Pijamalı Çocuk
John Boyne - Tudem Yayınları - 2022
11
Mahfi Saye
Mahfi Saye , bir kitabı okudu.
@mahfisaye
38d
Çizgili Pijamalı Çocuk
John Boyne - Tudem Yayınları - 2022
11
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
1s
Yaşamak bazen en büyük cezadır
Bir kitap daha bitti. Bir serüvenin daha sonuna geldim. Bitmesini istedim mi bilmiyorum. Olayların içinde olduğum, okuduğum değil yaşadığım bir kitaptı.

Neden bu kadar geç kaldım diye hayıflandım açıkçası. Çok daha önce okumalıydım bu kitabı. Oldukça akıcı ve inanılmaz derecede duygusal bir kitaptı. Bu kitabın gerçek hayattan uyarlanmamış olmasına çok şaşırdım. Tüm hikaye o kadar gerçekçiydi ki. Bazı kitaplar ne kadar etkilese etkilesin içinde bir yerlerde akla mantığa sığmayan olaylar olabiliyor. Hayır. Bu kitapta bu olaylara rastlamanız mümkün değil. Yazılan her şey yaşanma ihtimali olan şeyler. İşte bu sebeple belki de bu kadar çok fazla etkiledi beni. Şunu anladım ki yaşamak bazen yaptıklarınızın cezası olabiliyor. Dünyanın tüm pisliğini yapıp ceza olarak yaşayacaksın deseler sanırım herkese basit gelirdi bu ceza. Ama öyle değil. Hiç değil.

Ailesinin tüm malvarlığını kumar masasında kaybeden bir adamın sonrasında hayatta kalma çabasını konu ediyor. Komünizme güzel dokunuşlar olduğu gibi ne olduğunu anlamadan savaşın acı yüzüne bile birkaç sayfa ayrılmış. Sonrası ise hayatta kalma çabası içinde olan bir grup insan. Siyasi rejimin savurup durduğu bir yaşam mücadelesi. Talihsizlikler silsilesi. Okurken gözyaşlarınızı tutabilir misiniz bilmiyorum ancak yüreğiniz yanacak. İki yüz sayfalık kitapta öyle karakterlere tanık olacaksınız ki, kitap bittiğinde sanki çok önceden tanıdığını birilerinin hayatlarına tanık olmuş gibi hissedeceksiniz. Evet, çok şeye çok fazla üzüldüm ama imrendiğim çok şeyin olduğunu da söylemeliyim. Aşkın, kısa da olsa mutluluğun, sevginin, aile olmanın ve bir aileye ait olmanın tadını aldım. Sanki tüm bu bahsettiğim şeylerin olduğu bir çorba vardı ortada ve kaşık kaşık içiyordum. Sade dil ve anlatım. Asla süslü cümlelere, cafcaflı anlatımlara yer verilmemiş bir kitap. Ne okuyorsanız onu anlıyorsunuz. Öyle diyebilirim.

Ben kitabı çok beğendim. Farkı konular dahi olsa aklıma bu yoksulluk içinde yine Açlık kitabı geldi. Yani Açlık kitabını sürekli kötülemek istemiyorum ama. Gerçekten okuduğum bu kitapta açlık kitabına göre çok daha fazla hissediliyordu açlık ve yoksulluk. Son olarak bir karakter var kitapta. Ben bile aşık oldum. Fengxia… O kadar çok mutlu olmasını istedim, öyle kendime yakın hissettim ki, canımı en çok acıtan da o oldu. Umarım aynı hisleri yaşarsınız. Sevgiyle kalın.
Yaşamak
Yu Hua - Jaguar Kitap - 2024
30
Mahfi Saye
Mahfi Saye , bir kitabı okudu.
@mahfisaye
1s
Yaşamak
Yu Hua - Jaguar Kitap - 2024
19
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
1s
Çocuk İnsanlar
Sene başında arkadaşlarımın tavsiyesi ile edindiğim kitaplar arasında yer alıyordu bu kitap. Hakkında pek bir şey bilmiyordum ama herkes güzel bir kitap olduğunu söylüyordu.

Kendini, özünü ve varoluş amacını arayan bir insan. Bu arayış için sevdiklerini, ailesini geride bırakmış ve uzun bir yola çıkmış. Edindiği bilgiler ile bilgelik makamına ulaşmış Sıddhartha kendini bulmak için çıkmış yola ancak bir noktada kendini kaybetmiş. Her ne kadar bilge gibi gözükse de içinde onu feraha kavuşturacağını sandığı sesin nefis olduğunu görememiş. Nefsine kurban olmuş. Çocuk insanlar diye tanımladığı insanlara yukarıdan bakarken yorulmuş da onların seviyesinde bulmuş kendini. Tüm bunlar nefsinin sonucu olmuş. Nefsi sonu olmuş. Hepimiz çocuk insanlarız, amacımıza ulaşmak için yollara düştük ve günlerimizi o yollarda geçiriyoruz. O yollardan geçerken de nerede yürüdüğümüzü görmüyoruz bile. Siddhartha çok güzel açıklıyor bu durumu. Aramaktan bulmaya fırsatımız kalmıyor. Maalesef kalmıyor. Amacımıza o kadar kitlenmişiz ki, görmüyoruz. Gözlüklerimiz sadece önümüzü gösteriyor. Sıddhartha da buna ayak uyduruyor, her şeyin farkında olmasına rağmen. Çocuk insanlardan olup çıkıveriyor ortaya. Hani şu kibirle baktığı, kendinin daha kutsal bir amacı olduğunu sandığı ve amaçlarını küçümsediği insanlardan oluveriyor.

Şimdi düşünüyorum, yaşıyoruz bu dünyada ama bize sunulan her nimeti kullanabiliyor muyuz? Sıddhartha aydınlanma yaşadığını düşündüğü bir noktada farkına varıyor tüm bunların. Ararken içinde bulunduğu bu dünyanın zevklerinden mahrum kaldığını fark ediyor ve gidiş o gidiş. Kaptırıyor kendini. Tilki misali yine kürkçü dükkanına dönüyor ama ben de şöyle soru çıkıyor ortaya. Durulmak için, bazı şeyleri görebilmek, tat alabilmek için hayatta her haltı yemek mi gerekiyor. Şunu da yaptım ve gözüm arkada değil, her zevki tattım, her deliğe girdim çıktım da bana faydasını görmedim. Şimdi doğru yolda yürüyebilirim mi diyor insan. Kitabı okuyan çok kişi karşı çıkabilir ama Sıddhartha bunu yaptı. Bilge beyimiz yaşattığını yaşamadan ölmeyecek ve arayış içindeyken kaç insanın hayatına nasıl dokunduğunun farkına varamadı bir türlü. İnsanların hayatına bir şekilde giriyoruz, yolumuzda yürürken bazı kişilerin bahçesine giriyor ağaçlarına dadanıyoruz. Hayatlarına dokunuyor ve sıkıldığımızda gidiyoruz. Geride bıraktıklarımızı düşünmeden hayatımıza devam ediyoruz ama nasıl oluyorsa bunu kutsal yolculuğumuz, kendi halimizde varoluş çabamız olarak görüyoruz. İster istemez sosyal olmak zorundayız ve başkasının hayatına dokunmadan asla var olamayız. Dokunduğumuz her hayata ise dokunduğumuz kadar borçluyuz.

Son olarak kitabı okuduktan sonra bir aydınlanma yaşamadım ama düşünce tarzını beğendim. Hayata bakış ve yaşayış konusunda bir takım düşünceler belirdi kafamda.. Ben çocuk insanlardanım, bunu fark ettim. Hatta bir çoğumuz öyleyiz. Zaten vakti zamanında bazı arkadaşlarımda bana çocuk adam derdi.  Tam olarak düşündüklerimi yansıtamadığım bir inceleme oldu. Duygu yoğunluğum üst seviyedeyken daha anlaşılabilir ve basit yazıyorum ama bu inceleme baya kopuk ve zor oldu kanaatindeyim. Bu seferlik böyle olsun. Beğendim. Baş ucu kitabım olmadı ama tavsiye edebileceğim kitaplar arasında yer aldı. Başka bir zamanda, başka bir ruh halinde iken tekrar okumak istiyorum. Düşünceler arasında farklılık olabileceğine beni inandıran bir kitap.
Siddhartha
Hermann Hesse - Can Yayınları - 2024
42
Mahfi Saye
Mahfi Saye , bir kitabı okudu.
@mahfisaye
1s
Siddhartha
Hermann Hesse - Can Yayınları - 2024
13
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
2s
Ölmek mi kolay, beklemek mi?
Azrail ile bir anlaşmamız var, bir gün gelecek ve yanına beni de alıp gidecek. Aslında hepimiz için böyle bu. Tren raylarında yürürsünüz, trenin geleceğini biliyorsunuz ama henüz görünürde yok ve siz yürümeye devam edersiniz. Hayat aslında tam olarak böyle. Her gün o raylarda bir adım atıyoruz, ve tren gelene kadar devam ediyoruz. Peki ya trenin geleceği zamanı bilsek nasıl olur? O zaman bilerek nasıl yürünür, sürekli arkana bakarak, her adımında dönüp trenin gelip gelmediğine bakmak. Işte kitaptaki kahraman böyleydi. Her adımında gözü arkasında...

Öncelikle önsöze bayıldığımı söylemeliyim. Normalde kitapların önsözlerini okumam, çabuk sıkılıyorum. Ama kitabı hediye eden sevgili dostumun ricası üzerine okudum..Keşke tüm kitap aynı üslupla yazılsaymış. Neyse ki geri kalan kısmı da pişman etmedi.

Peki bu kitap ne anlatıyor? İdama mahkum edilmiş bir adamIn gözünden hayata baktIm bir kaç günlüğüne. İlk olarak şunu söylemeliyim. Kanser hastasI olan bir arkadaşıma, o anki sohbetin derinliğine dalıp saçma sapan bir kaç dertten bahsetme gafletinde bulunmuştum. Beni sakince dinledi, zaten kısaydı konuşmam. Sonra bu anlattıkların o kadar boş, o kadar önemsiz geliyor ki bana dedi. Aslında küçümsediği dertlerim değildi. Beni yermek ya da bana mı anlatıyorsun demek de istemedi. Tek istediği benim anlattığım o dertlerime sahip olabilmekti. Sadece onlara. Bir daha hiç dertleşmedim o arkadaşımla. Zaten vaktimiz de olmadı pek fazla. Neden anlattım bu kısa anıyı? O gün o arkadaşımın gözünden gördüm dünyayı. Sanırım bugün bitirdiğim bu kitaptaki karakter ile aynı gözlere sahipti. Evet evet, kesinlikle aynı gözlerdi. Dünyanın saçma sapan dertleri, hatta idam mahkumunu taşıyan bir at arabası kullanıcısının döktüğü tütüne dertlenip veryansın etmesinin tam ortasında kaybolmuş bir adam. Yüz ifadesini bile gözümde canlandırabiliyorum. Ölüyorum ben, Ö-LÜ-YO-RUM.. Bir kaç gün sonra ölecek birinin umrunda olur mu hiç fani dünya, peki yağan yağmur, ya da idam alanındaki çamur. Olmaz. Olamaz.

Bugün ölecek bir adam, saç telinin demir parmaklarını kesebileceği fikrine sahip olabilir. Zamanı olsa deneyebilir bile. Çaresizlik insanı yaratıcı yapabiliyor. Umut ise bazen delirtebiliyor. Ölüm saatini bekleyen bir adam ne yaşayabilir, ne hissedebilir bu gayet güzel işlenmiş kitapta. Okudum her kitaptaki karakterle empati kuran ben, yine dozunu kaçırmış olmalıyım ki 30 lu sayfalardan sonra kalbim sıkışmaya başladı. Ben karakter kadar sakin kalamadım. Ama o kabullenmişti her şeyi. En azından dakikalar kala kabul edebilmesi için gerçekçi nedenlere sahip oldu. Kızı!

Dostlarım kız çocuklarına meftun oldugumu bilirler. Bir iki sene önce Azraili yan koltuğunda ağırlamış olan ben, o günden beri hiç korkmamışken ölümden, sanırım meftun olduğum bir kız çocuğu bu korkuyu hissettirdi bana. Ölümüne dakikalar kalan bir adamı mutlu edebilecek yegane canlı, o adamın bir an önce ölmeyi isteme sebebi olabilir. Hepimizin vardır böyle sevdikleri öyle değil mi? Onun sevdiği ise kızıydı. Spoiler vermek istemiyorum ama okuyanlar ne demek istedigimi çok iyi anlayacaklardır. Bir de olayın idam cezası olmalı mı tartışması var. Bence bunu düşündürten vicdan, her insanda var olur ise, idam cezası olmalı mı, olmamalı mı tartışmasını gerektirecek suçlar olmayacaktır.. Velhasılı kelam, kitabı hem konusu hem de üslubu ile çok beğendim.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Vıctor Hugo - İş Bankası Kültür Yayınları - 2024
47
Mahfi Saye
Mahfi Saye , bir kitabı okudu.
@mahfisaye
2s
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Vıctor Hugo - İş Bankası Kültür Yayınları - 2024
16
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler

412'in 101. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
61
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Eğer bir tür çok sayıda DNA kopyasına sahipse bu bir başarıdır ve tür gelişir. Bu perspektiften bakılırsa bin kopya her zaman yüz kopyadan daha iyidir. İşte bu Tarım Devrimi'nin özüdür: Daha çok sayıda insanı daha kötü koşullar altında da olsa hayatta tutmak.
412'in 97. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
60
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Biz buğdayı evcilleştirmedik, buğday bizi evcilleştirdi. Evcilleştirmek (domestikasyon) Latincedeki domus (ev) kelimesinden türemiştir. Evde yaşayan ise buğday değil, Sapiens'tir.
412'in 95. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
61
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Homo sapiens en çok bitki ve hayvan çeşidini ortadan kaldıran tür olma rekorunu elinde tutuyor. Biyoloji tarihindeki en ölümcül tür olmak gibi şaibeli bir özelliğimiz var.
412'in 87. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
62
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Tarihsel kayıtlar Homo Sapiens'in bir ekolojik seri katil olduğunu gösteriyor.
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
63
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Yuzeysel bilgi ve tahminlere belli bir grubu seytanlastirmanin ve idealize etmenin tehlikelerine karşı dikkatli olmalıyız.
412'in 67. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
66
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Bugün çok katlı apartmanlarda ağzına kadar dolu buzdolaplarıyla yaşıyor olabiliriz, ama DNA'miz hala savanda yasadigimizi zannediyor. İşte bugün bizim koca bir kap dondurmayi kasiklamamizi ve bunun yanında da Jumbo boy kolayı hupletmemizi sağlayan şey budur
412'in 55. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
66
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Bir maymunu, ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.
412'in 39. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
66
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Bildiğimiz kadarıyla sadece Sapiens hiç görmediği, dokunmadığı veya koklamadığı varlıklar hakkında konuşabiliyor.
412'in 39. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
68
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Dedikodu sıkça kötülenen ama aslında kalabalık gruplar halinde işbirliği yapabilmenin de temelini oluşturan bir beceridir.
412'in 38. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
77
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
2s
Homo sapiens dünyayı, her şeyden önce kendine özgü dili sayesinde fethetti.
412'in 34. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
69
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
3s

(...)Atalarımız Nerandertalleri yok etti, çünkü Neandertaller yok sayılamayacak kadar yakın, fakat tolere edilemeyecek kadar farklılardı
412'in 33. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
73
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
3s
Neandertallerin veya Denisovalıların Homo sapiens ile birlikte hayatta kaldığını hayal edin. Pek çok farklı insan türünün yan yana hayatta kaldığı bir dünyada nasıl kültürler, toplumlar ve politik yapılar ortaya çıkardı? Örneğin dini inançlar nasıl gelişirdi? Dini kitaplar Adem ile Havva'nın Neandertallerin atası olduğunu mu söylerdi? Ya da İsa Denisovalıların günahları için mi ölürdü, ya da Kur'an cennette türü ne olursa olsun tüm insanlar için mi yer ayırırdı? Neandertaller Roma lejyınlarında, ya da Çin İmparatorluğu'nun geniş bürokrasisinde hizmet verebilirler miydi? Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi tüm Homo türlerinin eşit olduğunu mu ilan ederdi? Karl Max tüm türlerin işçilerinin birleşmesini mi önerirdi?
412'in 33. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
73
Mahfi Saye
@mahfisaye
Alıntı
3s
Geçmişimizdeki çeşitliliğimizden çok, şu anki yalnızlığımız istisnai ve belki de tehdit edici.
412'in 23. sayfasında
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Yuval Noah Harari - Kolektif Kitap - 2023
73
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
3s
Sinirliyim, biraz kızgın ve biraz da hayal kırıklığı yaşıyorum. Bunun nedeni sanırım hayalperestliğimi yerle bir eden gerçekçilik.

Gregor Samsa, her şeyini ailesi için feda etmiş, kendi benliğinden, kişilik ve karakterinden ödünler vermiş bir adam. Samsa için yaptığım bu tanımlama bana göre kitapta üstü kapalı betimlemeler ile anlatılmış ve Kafka bunu okurun kendisinin gözlemlemesini istemiş. Samsa böyle bir adam. Bir sabah ona verilen rolün gereği böcek olarak uyanıyor ve aslında zaten hissettiği bir şeyin bedenine bürünüyor. Belki de bu yüzden bu durumuna şaşırdığını hiç okuyamıyoruz kitapta. Hatta Samsa'nın toplumdaki yeri de böyle ki, onu gören kimse bir şeyler yapmak için uğraşmıyor ve kendi menfaatleri için kaygılanıyorlar. Hayal gücüme bırakıyorum kendimi ve Samsa'nın yaşadığı her şeyin aslında insan bedeninde yaşandığını, sadece böcek gibi yaşamayı, bu şekilde var olmayı sindirebildiği için anlatımın bu şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum.

İlk 5 sayfada, kitabı okumamı isteyen arkadaşıma yorumum; "Tamamen sistem eleştirisi üzerine bir kitap izlenimini verdi." olmuştu ama anladım ki daha derin ve daha geniş.. Kafka, işleyen bu sistemdeki çarklardan biri olan İnsan ın durduğunda diğer çarkları nasıl etkilediğini göstermiş kanımca ve bencilliği, insanları çıkarları için kullanan diğer insanları göstermiş bizlere.

Ailesi için hayatını heba eden bir adam ne kadar fedakar gibi gözükse de gözüme bir yerlerde hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Aile için her şey yapılabilecekken bir aile, nasıl bu kadar uzak olup, yakın gibi gözükebilir anlamış değilim. Bir adam, her bir aile bireyi için ezilmeyi, çabalamayı, yorulsa da koşmayı göze almış ancak hiç bir aile ferdi bu çabaya destek olmamış. Bu bencilliği anlamıyorum. Yazar o kadar güzel satır araları ile özetlemiş ki bize bu durumu, ailenin zora düştüğünde her bir bireyin çalışmaya başlaması, evdeki değerli eşyaların satılma çabası bana bunu gösteriyor. Kimileri için bu, Samsa'nın değişiminden sonra ailenin kendini düzeltme çabası olarak görülebilir. Ancak bu bana tam olarak çaresiz kalan bireylerin değişimi değil, hayatlarını devam ettirebilmeleri için zoraki davranışları olarak görüyorum. Bunu da sevgili Samsa'ya davranışlarından çıkarıyorum.

Aklım bazı fedakarlıkları bir türlü almıyor. Sabah böcek olarak uyanan bir adam hala devam edemeyeceği işi, ailesinin, daha doğrusu kendisinin belini büken borçlarını, hatta kız kardeşinin konservatuvar hayallerini düşünüyor. Bu fedakarlık korkutuyor beni. Sistemin kendisine verdiği böcek rolünü layıkı ile yerine getirdiğini gösteriyor.Böyle bir kitap yazmaya kalksam köpeği tercih ederdim diyorum ancak sonradan, böceğin daha aciz ve sevimsiz olduğunu aklıma getiriyorum. Sistemin köpekleri aslında bir böcek kadar küçükler.

Kitap bana göre tamamen insanları sömürme amaçlı kurulmuş bir sistemden, aile fertlerinin bile tahammülsüzlüğü ve en yakınlarında karşı olan bencilce tutumlarından bahsediyor. Kimse Gregor'u anlamadı, kimse empati kurmadı, Kimse içinde bulunduğu durumları sorgulamadı. Belki ben olumsuz yönden bakıyor ve Gregor öldükten sonra herkes kendine çeki düzen verdi ve değişmeye başladılar düşüncesinin tersini söylüyorum. Eğer öyleyse bile artık bir Gregor yok ve bu var iken değeri bilinmesi gereken bir birey. Bazı doğruların uygulanabilmesi ve fark edilmesi için bu kayba değer miydi? Asla. Kitap bir yandan farklı bakış açılarından da bakmamız gerektiğini belirtiyor bize.

Kafka'ya küçük bir parantez açmak istiyorum. Herkesin övdüğü üzere ben anlatımı beğenmedim. Betimlemeleri eksik buldum ancak belki de hayal gücümün zorlanması bu yüzdendi? Bir zararı olmadı yani. Okurken psikolojisini düşündüm. Kendini böcek gibi hissetmeyen, ailesinde önemsiz bir detay olduğunu düşünmeyen kimsenin yazabileceği bir konu değil kanımca. Nihayetinde rafımdaki yerini aldı.
Dönüşüm
Franz Kafka - Öteki Yayınevi - 2017
84
Mahfi Saye
Mahfi Saye , bir kitabı okudu.
@mahfisaye
3s
Dönüşüm
Franz Kafka - Öteki Yayınevi - 2017
37
Mahfi Saye
@mahfisaye
3s
Sosyal Kitap'a katıldı
70