Azrail ile bir anlaşmamız var, bir gün gelecek ve yanına beni de alıp gidecek. Aslında hepimiz için böyle bu. Tren raylarında yürürsünüz, trenin geleceğini biliyorsunuz ama henüz görünürde yok ve siz yürümeye devam edersiniz. Hayat aslında tam olarak böyle. Her gün o raylarda bir adım atıyoruz, ve tren gelene kadar devam ediyoruz. Peki ya trenin geleceği zamanı bilsek nasıl olur? O zaman bilerek nasıl yürünür, sürekli arkana bakarak, her adımında dönüp trenin gelip gelmediğine bakmak. Işte kitaptaki kahraman böyleydi. Her adımında gözü arkasında...
Öncelikle önsöze bayıldığımı söylemeliyim. Normalde kitapların önsözlerini okumam, çabuk sıkılıyorum. Ama kitabı hediye eden sevgili dostumun ricası üzerine okudum..Keşke tüm kitap aynı üslupla yazılsaymış. Neyse ki geri kalan kısmı da pişman etmedi.
Peki bu kitap ne anlatıyor? İdama mahkum edilmiş bir adamIn gözünden hayata baktIm bir kaç günlüğüne. İlk olarak şunu söylemeliyim. Kanser hastasI olan bir arkadaşıma, o anki sohbetin derinliğine dalıp saçma sapan bir kaç dertten bahsetme gafletinde bulunmuştum. Beni sakince dinledi, zaten kısaydı konuşmam. Sonra bu anlattıkların o kadar boş, o kadar önemsiz geliyor ki bana dedi. Aslında küçümsediği dertlerim değildi. Beni yermek ya da bana mı anlatıyorsun demek de istemedi. Tek istediği benim anlattığım o dertlerime sahip olabilmekti. Sadece onlara. Bir daha hiç dertleşmedim o arkadaşımla. Zaten vaktimiz de olmadı pek fazla. Neden anlattım bu kısa anıyı? O gün o arkadaşımın gözünden gördüm dünyayı. Sanırım bugün bitirdiğim bu kitaptaki karakter ile aynı gözlere sahipti. Evet evet, kesinlikle aynı gözlerdi. Dünyanın saçma sapan dertleri, hatta idam mahkumunu taşıyan bir at arabası kullanıcısının döktüğü tütüne dertlenip veryansın etmesinin tam ortasında kaybolmuş bir adam. Yüz ifadesini bile gözümde canlandırabiliyorum. Ölüyorum ben, Ö-LÜ-YO-RUM.. Bir kaç gün sonra ölecek birinin umrunda olur mu hiç fani dünya, peki yağan yağmur, ya da idam alanındaki çamur. Olmaz. Olamaz.
Bugün ölecek bir adam, saç telinin demir parmaklarını kesebileceği fikrine sahip olabilir. Zamanı olsa deneyebilir bile. Çaresizlik insanı yaratıcı yapabiliyor. Umut ise bazen delirtebiliyor. Ölüm saatini bekleyen bir adam ne yaşayabilir, ne hissedebilir bu gayet güzel işlenmiş kitapta. Okudum her kitaptaki karakterle empati kuran ben, yine dozunu kaçırmış olmalıyım ki 30 lu sayfalardan sonra kalbim sıkışmaya başladı. Ben karakter kadar sakin kalamadım. Ama o kabullenmişti her şeyi. En azından dakikalar kala kabul edebilmesi için gerçekçi nedenlere sahip oldu. Kızı!
Dostlarım kız çocuklarına meftun oldugumu bilirler. Bir iki sene önce Azraili yan koltuğunda ağırlamış olan ben, o günden beri hiç korkmamışken ölümden, sanırım meftun olduğum bir kız çocuğu bu korkuyu hissettirdi bana. Ölümüne dakikalar kalan bir adamı mutlu edebilecek yegane canlı, o adamın bir an önce ölmeyi isteme sebebi olabilir. Hepimizin vardır böyle sevdikleri öyle değil mi? Onun sevdiği ise kızıydı. Spoiler vermek istemiyorum ama okuyanlar ne demek istedigimi çok iyi anlayacaklardır. Bir de olayın idam cezası olmalı mı tartışması var. Bence bunu düşündürten vicdan, her insanda var olur ise, idam cezası olmalı mı, olmamalı mı tartışmasını gerektirecek suçlar olmayacaktır.. Velhasılı kelam, kitabı hem konusu hem de üslubu ile çok beğendim.